Kimi Tespitler

Uyanıksan, vuslattasın. 

Gafletteysen, hasrettesin.

 

Seneler geçtikçe kulakların duyuşu, gözlerin görüşü değişiyor ve tespitlerimiz çeşitleniyor. Bu yazıda, o tespitlerden bir kısmını paylaşarak okurlarımıza ufuk açmayı murâd ediyoruz.   


&


Kimileri gül bahçesine dadanmış hastaya benzer. O hasta her seferinde bir başka güle hoyratça uzanır, kâh birinin dalını, kâh birinin yaprağını incitir ve der ki:   


“- Ne yapayım! Gül görünce dayanamıyorum. Uzanıp dalına çiçeğine dokunurken de kendimi kaybediyor, yaralıyorum. Benden korkmuyorlar. Çünkü uzanmadan önce nice tatlı söz ve ikram ile kalplerine giriyor, kendimi, bana hiç itiraz edemeyecekleri kadar sevdiriyorum. Bir bahçıvan edâsıyla, şefkatle yaklaşıyorum ya, bağırmak akıllarına bile gelmiyor. Deli miyim ki korkutup ürküteyim. En âşık bülbülden daha iyi serenat yapıyorum. Sözlerimi biraz da ilmi terimlerle zenginleştirince, hiçbir gül benden zarar ummuyor. Ne zaman ki dallarını kırıyorum, işte o vakit acıyla inlemeye başlıyorlar. Her yaptığımı nezâketle yaptığımdan, adım zorba, işim zorlama olmuyor. İşte böylelikle, nice gül hastalığımdan nasibini alıyor. Açıktan feryat edemiyorlar, çünkü onları “Sana yaptıklarımı başkasına anlatırsan rezil olup utanmaz mısın? diyerek susturuyorum. Öyle ustaca konuşuyorum ki güller bir süre sonra kendilerini hasta zannetmeye başlıyorlar. Onları, söylediğim sözlerle kendilerinden şüpheye düşürüyorum. Hem, “Ah gülüm, hata ettim, affet beni” deyince, hemen merhamete gelip “Tamam affettik.” diyorlar. Saflık bunların damarlarına işlemiş. Bütün mesele çeşitli oyunlarla kandırıp yanlarına yaklaşmakta. Bundan sonrası, çorap söküğü gibi geliyor. Vaziyet böyle olunca, benim hastalığım da her geçen gün palazlanıyor. Başka yerlerde benim gibilere “Arsız” derler; fakat bu bahçedekiler çok kibar olduklarından bana “Hasta” diyorlar. Anlayacağınız, hasta sayıldığım için mâzurum, mâzur olduğum için de her seferinde mâlûlen affediliyor, sonra da ortalıkta rahat rahat geziyorum.”   


Gül bahçesinde haşerat olursan, ilaçlayıp yok ederler. Üslûba takılmak zaafı sebebiyle birçokları, yumuşaklıkla yaklaşan düşmana av olur giderler.  


&


Kimileri hayatı başka açıdan seyreder. Onlar, aşkla görür, o görüşle söz söyler ve “Allah senden râzı olsun!” duâsını edenlere der ki:    


“- Hâşâ! O benden zaten râzı. Hatalar yapsam da hep sükûnet ve sabırla seyrediyor. Râzı olmayan, her fırsatta şikâyet eden benim. Yağmur yağsa, “Aman canım, bugün de sırası mıydı? Beyaz giymiştim!” diyorum. Güneş açsa “Of bu ne biçim sıcak yahu!?” diye sızlanıyorum. Kar yağsa “Dondum bu nasıl soğuk böyle!” deyip suratımı eğiyorum. Ömrüm, “Şu niye böyle oldu, bu niye şöyle oldu, niye ona verdin de bana vermedin, niçin bana revâ gördün de ona görmedin…” demekle, dırdır etmekle geçiyor. İki elini beline koyup da ukalâ çocuklar gibi sürekli itiraz eden, râzı olamayan benim. Nefsimi ve şeytanı alt edip yenmesi, rızâya ermek için mücadele etmesi gereken benim. Duâ edin de ben Allah’tan râzı olayım.” 


Bazen, ters açıda gizlenir gerçek. Meselâ, sanılanın ve görünenin aksine çilek değil, muz böğürtlengillere dâhildir. Üşürsün, çünkü ateşin yükselmiştir. 


&


Kimileri, diline yanlış sözleri pelesenk eder. Hiç düşünmeden kurduğu cümlelerle, iltifat edeceğim derken hakâret eder. Kimileri de bu yanlışları tespit ederek der ki:   


“-Simitçi, kumaşçı, dondurmacı veya ayakkabıcı der gibi, İslâmcı diyorlar. O tâbiri kim nereden buldu bilmem; fakat biz İslamcı değiliz, Müslümanız elhamdülillah! "Sürü" kelimesi, hayvanlar için kullanılır. "Bir sürü insan geldi!" dediğinde, o insanları ve kendini düşürdüğün durumun farkında mısın? O halde bundan sonra, "Bir çok insan geldi!" de. Şunu da görmelisin: "Hala" ile "Hâlâ", "Ama ile "Âmâ", "Kar ile "Kâr", "Sülük" ile "Sülûk" "Kasım" ile "Kâsım" arasındaki farkı fark etmeyenler yetmez gibi, beterin beteri cihetinden bir de ortalarda "Haya" ile "Hayâ" arasındaki mânâ farkını tespit edemeyen kimseler dolaşmaya başladı. Gazetelerde, tabelalarda, reklam metinlerinde, kitaplarda, sosyal medyada, televizyon ekranlarında, radyo kanallarında, okul panolarında, hasılı hem yazılarda hem konuşmalarda çok ciddi yanlışlar yapılıyor. Görüntü de ses de ârızalı! Ve bu ârızalar, cehâletin rezâleti cihetinden, son derece acıklı. Zor değil ki! Lütfen, esirgemeyip yerli yerinde kullanalım şu güzelim külâhı!”


Uyanıksan, vuslattasın. Gafletteysen, hasrettesin. İncir çekirdeği küçüktür; fakat küçümseme ki incir ağacı da o küçücük çekirdekten büyür. 


&


Kimileri, gergefte nakış işler gibi inceden yaşar hayatı. Onlar, pek hâlis niyetle “Allah ne murâdın varsa versin!” diyerek duâ eden kimseleri bile susturur ve der ki: 


“-Sakın!!! Ben gönlüme güvenmem. Benim gönlüm iyiyi de ister, kötüyü de ister. Lâzım olanı da olmayanı da ister. İyisi mi siz bana duâlarınızla şu hususta yardımcı olun ki O’nun benim için murâd ettiği ne varsa her şey, benim gönlümün de murâdı olsun. O’nun benim için murâd ettiği şey, benim nefsime zor ve ağır gelmesin.”   


Bazı sözler, öylesine büyük hazinedir ki seneler boyunca, nice insanla paylaşsanız, yine de  eksilmez ve kıymetinden bir şey kaybetmez.   


&


Kimileri esas hürriyetin Hakk’a esâret olduğu şuuruyla yaşar. Onlar, hayatlarını tanzim ederken sadece O’nun emir ve yasaklarını merkeze alır ve derler ki: 


“- İnançlı bir insan, Yaratıcının belirlediği sınırlar içinde olmaktan memnundur. Bir davranışı, başka bir sebeple değil, sadece Allah celle celâlühü öyle istediği için sergilemekten ötürü mesrûrdur. Meselâ tesettür "Hak ve özgürlükler" kavramıyla hayatımıza girdiğinde, her şekle girebilen, sıradan bir eylemdir. "Hakk'a esâret şuuruyla" yaşandığında ise kâidesi belli bir ibâdettir. Dikkat edin! Tesettür, kişinin tercihine bırakılmış bir konu değil, âyetler ve hadislerle her yönü apaçık bildirilmiş, kadına da erkeğe de farz kılınıp emredilmiş bir vazifedir. Allah’ın yasakladığı işte onur yoktur. Onursuzca işleri zevk ve alışkanlık edinmiş kimselerin, yürüyüşleri de onursuzdur. Rabbimizin hoş görmediği bir fiili hoş görmek, haddi aşmaktır.”


Şartsız sevgi diye bir şey yoktur. Bilakis, sevmenin şartları vardır. Allah’ı sevmenin şartı, O’na tam bir teslimiyetle tâbî olmaktır. 


&


Kimileri hiç bilinmezken, kimilerinin payına da hep bilinmek düşer. Nice başka insan onları taklit ederek yürür. Bu hususta gönül der ki: 


“- Portakala bak da düşün ki o C vitamini ile ünlü portakallar, aslında en çok C vitamini içeren besinler arasında ilk ona bile giremiyor. O zaman, çok bilinmeyi üstünlük sayma. Tetkik et, araştır. Çoğunluk onayladı diye körü körüne bağlanma. Mârifet önde olmak değil, önde olmanın hakkını vermektir. Mârifet, hayra öncülük etmektir. Kimileri gizli hazinedir bilinmez. Kimileri gizli belâdır hazine zannedilir. Kimilerinin koltuklarını da hiç hak etmedikleri halde şakşakçıları kabartmıştır. Ne gereksiz methet, ne de gereksiz methedilmeye müsaade et.”


Hakikat yalnız değildir. Onun muhafızı, sahibi ve dostu Allah’tır. O halde de ki: Rabbim! Beğendiğini beğenmeyi, beğendiğin sürece beğenilmeyi ve durduğumuz yerin hakkını vermeyi nasip et. Âmin.       

 

 

 

 

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square