Yetiş / tir!

İbnü-l vakt ol, bırakma, hiçbir hayrı seneye. 

Öyle yaşa ki bir faydan dokunsun her sîneye.

 

Bir insanın bir sözü doğru söylemesi, külliyyen dosdoğru olduğu anlamına gelmez; fakat dosdoğru biri değil diye, söylediği doğru söz de inkâr edilemez. Dosdoğru bir kişi, yanlış sözler edebilir. Eğri bir kişi de doğru sözler söyleyebilir. O halde doğruyu, eğriden duysan da kabul et. Eğriyi, doğrudan duysan da reddet. 

“Hiç olur mu canım, doğru insandan eğri söz çıkar mı?” deme. Beşerdir şaşar. Hem, “Hiç olur mu, eğriden doğru çıkar mı?” da deme. Beşerdir, aşar. 

Medenî ve görgülü olmak, Hazreti Peygamber aleyhissalâtu vesselâma benzemektir. Gelişmek; vasıflarını güzelleştirmek, güzel vasıflarını Allah rızâsına adamak ve zaaflarının zarara düşürmesinden korunmaya çalışmakla olur. O halde öncelikle kim olduğunu, neleri başarabildiğini, sana hangi kabiliyetlerin lûtfedildiğini keşfet. Bu keşfi yaptığında, O’nun sana kudretinden bahşettiği kuvvetlerini tespit ettiğinde, faydalı olmaya başlarsın.      

Sakın yerinde sayma! Aynı sözü söyleyeceksen bile, farklı bir cümle kur. Monoton tekrarlar yapıp, bayma. Zaten sen ne baysın, ne bayan. Sana konulan isimlere biraz dikkatlice bakarsan, abesle iştigali görürsün. Benden tavsiye: Beysen “Beyefendi”; hanımsan “Hanımefendi” dedirt kendine. Böylece, herkes de bilir, sen de bilirsin kıymetini. Hem böylece bilinç altına gönderilen  “baygınlık” telkinini temizler, bakarken de konuşurken de dinlerken de ayık olursun. 

Derin derin düşünüp kendini geliştir. Geride kalma, ilerle! Tekâmül etmek, Rasûlullah aleyhisselâma benzemektir. Madem ki böyledir, vasatla yetinme! 

Gelişkin ol! Geliş! Geliştir! 

&

Arabanı sürerken tekerini yırtıp atan kapana kızacağına, o kapana ne diye yakalandığını sorgula. Sahi, kapanları neden yaparlar? İnsanlar “Girilmez” tabelasını dikkate almadıkları için. Tabelaları niye yaparlar? İnsanlar yönlendirilmeye muhtaç oldukları için. Yönlendirilmek niçin lâzımdır? Karmaşa ve anarşi çıkmasın diye. Trafikte böyle olduğu gibi hayatta da böyledir. O halde, seni emir ve yasaklarıyla yönlendirmek isteyen Rabbini dikkate al. O’nun Habîbini taklit ederek, girilmez yollardaki kapanların yırtmasından korun. 

Kapanların nerelerde olduğunu, o yırtılmaların nerede yaşanabileceğini bize, âlemlere rahmet olan Peygamber, Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem bildiriyor. Bunu “Allah lânet etsin!” diyerek, sanki, rahmet misyonuyla çelişiyormuş gibi duran bir üslûpla yapıyor. Önce bakalım, nelere dikkat çekiyor:  

-Fâiz yiyene, yedirene (1), iğreti saç takana, taktırana (2), şarap yapana, yaptırana, içene, sâkilik edene, taşıyana, taşıtana, satana, satın alana, bağışlayana ve parasını yiyene Allah lânet etsin! (3) 

-Allah’tan başkasının adına kesene, ebeveynine lânet edene, bid’atçıyı himâye edene, tarlanın sınır taşlarını değiştirene Allah lânet etsin! (4)

-Dövme yapan ve yaptıran, güzel görünmek için kaşlarını alan ve dişlerini inceltip dişlerinin görüntüsünü değiştiren kimselere Allah lânet etsin! (6) 

-Beyi hanımını yatağa çağırır, kadın da gelmeye yanaşmaz ve erkek bu sebeple hanımına öfkelenmiş olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar veya yatağa gelene dek, o kadına lânet okurlar! (7)

-Başlarını deve hörgücü gibi yapan ve giyinikken çıplak olan kadınlar, cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi alamazlar. Halbuki onun kokusu şu kadar uzak mesâfeden bile duyulur. (5) 

Tüm bu lânet içeren ifâdeler, işte, yollardaki “Girilmez” tabelaları gibi, aslında birer rahmettir. “O yola girersen kapana yakalanacaksın!” diyen, yırtılmasın diye korkutan birer “Rahmet ikâzı”dır. Bu ifâdeler, Hakk’a zıt, şeytana dost medyanın telkinlerine ve toplumun uçuruma yuvarlanma meyline sırtını dönerek hayat tarzımızı âcîlen Allah’ın sınırları içinde şekillendirmemizi isteyen, tavizi ve gevşekliği kabul etmeyen birer “Rahmet telkini”dir. 

Saymaya güç yetiremeyeceğimiz nimetlerle ikramlamış olan Rabbimize itaat şarttır.  Öyle, “Ben bu konuyu bir düşüneyim” tavırlarından da kurtulmak lâzım. Düşünecek zaman yok! Kaldı ki “Bir düşün bakalım, aklına yatarsa yaparsın”, diyen de yok. Apaçık emir ve yasaklar var. O halde, âsilikten mûtiliğe geçiş yapmak suretiyle zarardan kâra dönmek, kayıptan kazanca çıkmak, çukurdan doruğa yükselmek şart. Genele uymayı mârifet sayma. Allah’ın rızâsına uygun yaşamaya “Değişik olmak” diyorlarsa da, hiç çekinme!   

Değişik ol! Değiş! Değiştir! 

&

Senin civârında pislik, dağınıklık, abeslik barınamaz. Barınmaya kalktığında güzelce haddini bildir. De ki: “Ben, yarattığı her şeyde âhenk ve güzellik olan Allah’ın kuluyum! Bu sebeple kendi varlığımda ve çevremde sizi bulunduramam. Ben, aynaya baktığında “Rabbim! Sûretimi güzelleştirdiğin gibi sîretimi de güzelleştir” diyerek duâ eden bir Peygamberin ümmetiyim. Bu sebeple kendi varlığımda ve çevremde hiçbir çirkinliği istemem.”

Sonra, seni bu sözlerinden ötürü yadırgayacak olanları yadırga da dik dur. Zîrâ kimileri o çirkin işler için yaratılmış gibidir. Onlar karşısında kavî ol. 

Sadece söyleyeceğin sözleri değil, sana söylenecek sözleri de güzelleştir. Hayrı sadece yakın çevrene değil, uzaklara da eriştir. Yalnızca kendi cennetin için yaşama, niceleri senin vesîlenle cehennem yolundan kurtulup cennete aday olsun. Evinin de gönlünün de penceresini güzelleştir. Bunu, Allah’ın helâl dâiresini ihlâl etmeden yap. Ve zaten, O dâire dışında kalan ve güzellik kisvesiyle boy gösteren her şeyin bir fitneden ibâret olduğunu da çok iyi bil. Sen sahteye değil, hakikate tâlip ol.   

Güzel ol! Güzelleş! Güzelleştir!    

&

Sonra, güzelliğinin, gelişmişliğinin, değişmişliğinin ümmete bir faydası olsun. Hani, “Kendine Müslüman” derler ya, öyle olma. Börtüye böceğe bile yetiş. “Büyük büyük imkânlarım yok”, diye durma. Elindeki küçüklerle başla. Yol yapamadıysan, yoldaki çöpü kaldır! Cami yapamadıysan, camideki dağılmış seccâde dolabını düzelt. Köprü yaptıramadıysan, köprüden geçerken şükret. Çeşme yaptıramadıysan, çeşmeden akan suyu düzgün kullan. Hadi tarlan, bağın yok! İki saksı alacak paran da mı yok!? Git, çiçekçiden biraz da toprak al, pencerenin önünde sardunya büyüt. Gelenin geçenin gözüne, gönlüne sürur kat da duâya mazhar ol. Sardunya fikrini beğenmediysen, o saksıya nane veya soğan da ekebilirsin. Böylece ekmeğinin katığını, misafirinin ikrâmını hazır eder, cennete ilerlersin.  

Demem o ki büyük büyük işleri hayâl edeceğim derken, küçük işleri bile yapamayacak hâle düşme. Elinin uzandığı yere hele bir yetiş! Kapı komşunun hatırını sormaktan acizsen, Dünya Müslümanlarına faydalı olman zordur. Bugün, sokağındaki bir muhtâçla elindeki bir tas çorbayı bölüşmeye imtinâ edersen, yarın bir vakıf kazanının başına geçmen zayıf ihtimaldir. Halı, evvelinde paspastır. Koltuk, evvelinde divandır. Koşarak ilerleyenler hep, küçük; fakat emin ve devamlı adımlar atmışlardır. Onlara yetişmek istersen, kendini iyi yetiştir. Tekrar edelim; zîrâ çok önemlidir:

Yetişkin ol! Yetiş! Yetiştir! 

 

Neslihan Nur TÜRK

 

 

 

  • Tirmizi, Büyû 2

  • Buhârî, Libas 86

  • Tirmizî, Büyû 59

  • Müslim, Edahi 43

  • Müslim, Cennet 53

  • Buhârî, Libas: 83

  • Buhârî, Nikâh 85

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square