Ucunda Ölüm Var

Beklediğin ölümdür, belki kış, belki bahar.
Beklediğin gelecek, belki leyl, belki nehâr. 
Gayrısı başka söyler, sen şunu iyi belle:
Her ânın, her nefesin ucunda hep ölüm var.  

&

İnsanlar, “aman canım dert etme, bu kadar ciddiye alma, ucunda ölüm mü var?”, derler. Attığımız adımın, yediğimiz lokmanın, giydiğimiz esvâbın, söylediğimiz kelâmın, dokundurduğumuz nazarın, yattığımız divanın ucuna kadar her yerde ölüm beklerken, bu söz, tuhaf değil mi? Ölümlüyüz ey Canım. Fıtratımız bu. Dünyaya gelir, takdir edildiğince kalır ve gideriz. 

Bu güne dek sayısız insanın başına gelmiş olan, senin de başına gelecektir. Bitmemiş çalışmaların, tamamlanmamış projelerin, kavuşulmamış arzuların, anan, baban evlâdın mânî olamaz. Ölüm, samimi bir dost gibi, çoğu zaman teklifsiz, çat kapı çıka gelir. 

Her canlı ölümü tadacaktır (1). O gizemli deryâya her bir can dalacaktır. Yapmamız gerekirken yapmadıklarımızın, kaçmamız gerekirken kaçmadıklarımızın, gafletimizin, ibadetimizin, hayırlarımızın ve şerlerimizin ucunda hep ölüm vardır. Onu hatırlamak, hem gereksiz endişelerden, hem de fuzûlî zevklerden kurtaran bir ilaçtır. Zaten, ölümü çokça anmak ve sonrası için hazırlık yapmak, ancak zeki mü’minlerin hâlidir ( 2). 

O, doğduğumuz andan beri, gölge gibi hep bizimle dolaşan bir arkadaşa benzer. Hiç insan arkadaşından korkar mı? Hem zaten, korktu, diye kimin eceli ertelenmiştir? Madem ki ölüm kesinlikle gelecektir, onu güzelleştirmek için çalışmak gerekir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete kavuşmayı isterse, ölümünü, Allah’a ve âhirete inanmış olarak karşılamalı ve başkalarına, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa öyle davranmalıdır (3). Hastalanmadan önce sağlığın, ölüm gelmeden önce de hayatın kıymetini bilmek lâzımdır (4). 

Dünyaya, en nihâyetinde ölmek için geldik ey Canım. Bu hakîkati unutarak servete, şöhrete ve şehvete kapılıp ziyân olmak için değil. Zaten akıllı kişi nefsine hâkim ve ölümden sonrası için gayretlidir. Âciz kişi de nefsini duygularına tâbî kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup durmayı yeterli görendir (5).

İnsan, geçmek üzere geldiği dünyaya, sanki kalıcıymış gibi bağlandığında, bütün yatırımını dünya için yaptığında, elbette ölümün gelmesinden korkar. Tanımadığı, bilmediği, üstelik kendisi için hazırlık da yapmadığı bir yere gitmeyi kim arzu eder ki? Pamuk yataklara, ışıltılı avizelere, yumuşacık halılara gönül bağlamış birinin, kabirden ürkmesi normaldir. Alıştığı yerden kopmak, her canlıya zor gelir. Madem böyle, gölgelik misâli dünyaya fazla alışmamak, onun, nice yolcunun uğrayıp gittiği bir han olduğunu unutmamak gerekir.  

Bu handa elbette herkes ihtiyacını giderecek; lâkin kabir için azık biriktirmeyi de ihmâl etmeyecek. Oranın azığı, lûtfun Allah’tan olduğu şuûruyla yapılmış hayırlardır. Kabrinin tabanını rızâ, tavanını şükür, duvarlarını namaz ve havasını da ihlas ile güzelleştiren bir mü’min için ölüm, sevimli bir geçiş törenidir. Ölüm korkusunun esâretinden kurtulmak istiyorsan, dünya yükünü hafiflet. Mülkünü, eşyânı, elbiseni, yiyeceğini azalt. Alıştığın dünya, seni, ukbâyı kazanmaktan alıkoymasın. 

Ey Canım. Eğer gerçekten korku çekiyorsan, kendini hayırlara ada. Hiç insan, süresinin sınırlı, vaktinin bitici olduğunu bilir de tembellik eder mi? Bilakis, ölümün her an gelebileceği düşüncesiyle, daha gayretli olur. Gerçek korku, insanı Allah’a ve Rasûlü’ne yöneltip cehennemden sakındırandır. Hem “korkuyorum” diyen hem de nefsinin arzularına göre yaşayan kişi, sözünde yalancı değil midir?  

Ölümden gerçekten korkuyorsan, zaaflarını beslemekten vazgeç. Hastalıklarının devâsını ara bul. Hevâna ve hevesine vedâ et. Varlığını hak yoluna fedâ et! Gözlerinin kapaklarını harama, gönlünün penceresini tamâha kapat. Ölümden gerçekten korkuyorsan, sadece dil ile değil, Allah’a karşı gelmekten sakınarak, hâl ile şükret. (6) Nefes alıp verdiğin her ânı, gezindiğin her alanı, O’na aç.  

Nasıl olsa hayâl ettiklerimizden mes’ul değiliz, diyerek rahat davranıp, haddi aşma. Hayâl etmek, çağırmaktır. Ölümden korkuyorsan, hayâlinde dahi edepli ol, Allah’ın sınırlarından taşma.  

Sakın “zor”, deme ey Canım. Dengeyi sağladığı vakit, cambaz ipte nasıl da yürüyor, hiç görmedin mi? Âkil ol; fakat cin fikirli olma. Aklın yanına saf gönül yaraşır. Kıymetli malın olsun; fakat malı kıymetli olma. İmkânın yanına cömert el yaraşır. Satırları oku; fakat sadırları ihmâl etme. İlmin yanına rakik gönül yaraşır. 

Ölümden değil, Allah ve Rasûlü’ne hakkıyla teslim olamamaktan kork. O’ndan nasıl sakınman gerekiyorsa öylece sakın ve ancak Müslüman olarak can ver (7). Kendini böylece ver ki Cânân’a kavuşasın. 

Ölümden gerçekten korkuyorsan, hakkını yediğin insanlarla helâlleş. Nefsinle ve hadsizliğiyle cedelleş. Bir uğrunda ölünecek kıymetler vardır bir de buna hiç değmeyecekler. Allah aşkına iyi seç.  

Atın önüne et koyduğun vakit bir işe yaramaz. Kedinin önüne ot koysan, bu da anlamsız. Ölümden gerçekten korkuyorsan, oyalama da sevindir senden yardım uman muhtâcı. Nefsini kandırmak için değil, Allah için ikrâm et. Bırak! Varsın kötü bellesin seni. Varsın yüzüne bakmaz olsun. Sen yine de doktora havâle et, kalbi hasta kardeşini. Sevmek, cehennem ateşinden kurtarmaktır. Hem sevmek, önce kendi zararından uzak tutmaktır. Sev de genişlet hem kendinin hem sevdiklerinin cennetini.  

Tohumun toprağı yarıp çıktığını, yeşerip çiçek açtığını ve sıhhatle meyve verdiğini görmek, çiftçi için ne büyük sevinçtir. Sen de mahşerde o tohum gibi sıhhatli bir îmân ile baş kaldırmanın derdinde ol. Allah ve Rasûlü’nü memnûn et. Kem gözle değil, muhkem özle bak. 

Ey Canım! Ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak (8)! Her yürüyen, bir gün gelip o sevdâ karası toprağa boylu boyunca yatacak. Korkusunda samîmî olup gereğini yapanlar, “kulum” hitâbına mazhar olacak. O halde, ölmekten değil kul olamamaktan kork. Günah ve kusûrun çoksa, sarmaşık gibi herkesten fazla sarıl felâha! Affa nâil olmak için, îcâbında nar gibi yarıl, şerha şerha!  

Duâ et de kimse sana “canın çıkmasın!” diye bedduâ etmesin. Gitmekten daha zoru, gidememektir, bilmez misin? Ölmeden evvel ölebilirsen, Hakk’a teslimiyette meyyit gibi olabilirsen, sevgi ve muhabbette çöl gibi yanabilir, sükûnette göl gibi durabilirsen, haksızlık karşısında aslan, hak karşısında kuzu kesilebilirsen, nefsine gâlip, vuslata tâlip kalabilirsen, ölümle aran düzelir. 

Ey Canım! Beklediğin ölümdür, belki kış, belki bahar. Beklediğin gelecek, belki leyl, belki nehâr. Gayrısı başka söyler, sen şunu iyi belle: Her ânın, her nefesin ucunda hep ölüm var. Duâ edelim de kabrimiz, tüm yorgunlukların bittiği yer olsun. Dileyelim de Rahmân olan Rabbimiz, bize şefkatini sunsun. Gurbetten vatana geçişimiz kutlu ve yeniden dirilişimiz mubârek olsun. Âmin. 

(1) Ankebut Sûresi, 57  
(2) İbn-i Mâce, Zühd 31
(3) Müslim, İmâre 46
(4) Tirmizî, Zühd 25
(5) Tirmizî, Kıyâmet 25
(6) Âl-i İmran 123
(7) Âl-i İmran 102
(8) Tirmizî, Kıyâmet 23

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square