Tavsiyeler

Her bir söze verirsen iki kulağı, sen böcek olursun söz, örümcek ağı.
Tavını almış tavsiyelere uy da, ot ve diken dolmasın gönlünün bağı! 

&

Keke bakmak lazım, kalıba değil. Zira aslolan, hamurun içindeki malzeme. O temiz, helal ve taze ise, hangi kalıba dökülürse dökülsün, kek leziz ve şifalı olur; lakin hamuru bozuksa, istediğin kalıpta pişir, yenmez. Kalıba o kadar alışmışız ki, sözde de, işte de, ibâdette de kalıpçı olup çıkmışız. Halbuki, esas olan mânâdır; ama kalıp da hamur da en kalitelisindense, o zaman zaten denilecek tek söz var: Maaşallah! 



Dili tatlı ve faydalı sözler için kullanmak, konuşmadan önce düşünmek gerekir; ama öfkeyle “söven bir insan”, ağzından çıkan ağır küfürleri, çoğu zaman, ne dediğini düşünmeden sarfeder. Söveni, “ne dediğini bilmiyor terbiyesiz!” diyerek kınamak, genele ait bir tavır olagelmiştir. Evet, birinin çirkin bir işi yadırgaması anlaşılabilir. Zaten, güzel işlere meyil ve çirkin işlerden uzaklık, imânın da gereğidir. Buraya kadar bir sıkıntı yok. Sıkıntı, “seven insan”ın, sevgi cümleleri kurarken, ağzından ne çıktığını bilmemesinde… Ne yazık, kimileri söverken, kimileri severken mânâya yabancı. İdrak mi? İşte en büyük yitiğimiz… Hele de “Elhamdülillah Müslümanım” sözünün mânasınâ yabancı hallerimiz, ne kadar da acı bir gerçeğimiz.  



Gevezeliği tutunca, dinleyen birini de bulunca seviniyor insan. Lâkin susmayı da bilmek lazım. Bir adam vardı. Ağzı dili dedikoduya meyyaldi. Çenesi o kadar düşüktü ki her yerde ileri geri konuşurdu. Kaderin cilvesine bakın ki, onun düşük çenesini bağlamak, dedikodusunu ettiği bir adama nasip oldu. Dikkat etmeli. Zira yaşarken tutamazsa insan çenesini, elbet ölünce Allah, gönderiyor birisini.  



Bakmakla görmek arasında, dağlar kadar fark var. Çok güvenme, gözler bazen hakikati ıskalar. İşte bu sebeple "Gördüm" demeden önce dur bak, üşenme, dikkatlice bir daha bak tekrar tekrar! Ferhat, aşkından ötürü Şirin’i gözünde dağ etti. Fakat ne yiğit aşıkmış ki, kavuşmak uğruna dağları aşmasını da bildi. Sözünü yemedi Ferhat! Verdiği söz uğruna, dağları yedi! Bu sebeple nâmı aldı yürüdü. Nicesine özlü misal oldu. Eğer bugünlük yaşayacaksan, ne aşktan bahset, ne de dağdan. Fakat murâdın, ölmeden önce ölerek, ölümsüzler kervanına dahil olmaksa, o vakit, er gibi bak, er gibi söyle ve sözünün de eri ol! 



Bir aşık vardı. Sevdiğiyle her gece buluşur, sohbet eder, hasret giderirdi. Bir gece, yorgunluğu gâlip gelip, uyuya kaldı. Gözünü açtığında baktı ki çoktan sabah olmuş. Büyük bir üzüntü ile sevdiğine durumu haber verdiğinde, şu cevabı aldı: 

“-Üzülme sevdiceğim. Ben de Rabbime karşı hep bu durumdayım. O beni her gece bekler; lâkin ben, günün yorgunluğu ile buluşma zamanını kaçırırım. Bu, sevgimin azlığından değil, zayıflığımdan olur. Evet, aşk insana bambaşka bir kuvvet katıp, maşukuna giden yolda ferini artırmalıdır; lakin gör ki mecazda bile bu kuvveti hâiz olmayan, hakikatte ne yapsın? Neyse ki o rahmet sahibi Yâr, hergün defalarca fırsat verir. Birinde olmasa, diğerinde gelebilmem için, kapısını açık tutar. O kadar ki, hiçbir buluşmaya gidemeyecek kadar fersiz düşsem bile, son nefese kadar hep, beklemeye devam eder. Âşıksan edep o ki, mâşuku bekletmeyesin. Mâşuksan edep o ki, beklemeyi de sevesin.”  



Avucunun içine bak. Oradaki çizgileri değiştirebiliyor musun? Onları ancak seyrediyorsun. Ne mânâya geldiklerini, ne sırlar taşıdıklarını bilmeden, sadece bakıyorsun. Oraya gizlenmiş yazıyı değiştirmeye gücün yok! Oysa sen, avucunun içindekini bile değiştiremezken, bir başkasını değiştirmeye kalkışıyorsun. Faydalı olmak istiyorsan, müdahale etme de muhabbet et. Tekâmülleri için dilinle duâ, hâlinle misal teşkil et. Önce kendi avucunun içini sev. Çünkü sevdikçe genişleyecek. İşte o vakit nicesi, huzur bulmak için, o avucun içine kendi arzusuyla gelecek. 

&

Allah’ın izniyle, tebessüm etmeyi biliyorsan, inancın kuvvetli demektir. İnandıkça sever, sevdikçe inanırsın. İnandıkça kuvvetlenir, başkalarına çok ağır geleni, sen zevkle omuzlarsın. “Taşıyamam seni” demişti de biri, diğeri gücendi buna: Ah, diye inledi, ben içi taş dolu küfe miyim ki taşıyasın? Ben insanım, ne diye bana hamal olasın? Kişiye, sevmediği şey yük olur. Etme! Bana taşımaktan söz etme! Ben yük değilim, o halde sen de hamal olma. İlle bir şey olunacaksa, insana aşk yaraşır. Lâyık olandan aşk ile râzı ol, yeter…



İnsan, tattığı ve hoşlandığı lezzetleri özlüyor. Özlediğine kavuştukça da daha fazlasını murâd ediyor. Dünyaya doyamıyorsan bil ki, eninde sonunda seni bir avuç toprakla doyuracaklar. Lâkin doyamadığın şey, gönle ait gıdalarsa, bil ki o gıdalara da zaten doyum olmaz. Bâkî olanın, tadı da bâkîdir. Sonu olmaz. 

&

Biri çiçekçiye gitti. Orkideye tâlip oldu. Üstelik bir de pazarlık ederek, değerinden ucuza kapatmaya çalıştı. Çiçekçi dedi ki: Sen, tâlip olduğunun kadrini bilemeyecek bir fakirsin. Sendeki para ile ancak şu bir demet papatya alınır. Gerçi bana sorarsan, sendeki gönülle, o papatya bile alınmaz ya, neyse. Madem gücün yetmiyor, orkideye göz dikme! Yok ondan gözümü ve gönlümü alamıyorum, diyorsan, o vakit git de, hem cebini hem gönlünü zenginleştir, öyle gel. Kalırsa, alırsın.  

&

Sabah kalkıyor, aynaya bakıyorsun ya, o anda şunu hatırla: Gözlerin şiş, burnun tıkalı, saçların karışıkken, işte tam da o dem gülümseyip, “şükür, böyle de güzelim!” deme zamanı. Sonra suya sabuna dokunup, güzelliğine temizlik ekle de, âlâ ol. Hazır abdestini almışken de durma, şu duâyı ediver: Allah’ım! Bizi, bizim için murâd ettiğin hayırla sevindir. Âmin. 

&

Oyunlar, yaşa ve seviyeye göre hazırlanır. Hayat oyununda, hep zorlandığını hissediyorsan, açılmaya çok müsait bir istidatla yaratıldığındandır. Zor oyunlar zeki çocuklar içindir. Daha zorları ise hem zekî, hem âşık meşrep olanlar için… Başına ne geliyorsa, seviyen müsait ve olgunlaşman mümkün olduğundan geliyor. Madem öyle, onu bunu dert etme de kuralına uygun, güzelce oynamaya bak. 



Her uzaklığı ayrılık sanma. Allah, şah damarımızdan daha yakın olmasına rağmen, merhameti icâbı bize görünmez. O kadar eşsiz bir nimettir ki, külfetine dayanamayacağımız malum olduğundan, kendini gizler. Nimet – külfet dengesini bozmaz. Biz de O’nu, bizimleyken özleriz. Allah o dengeyi, kullar arasına da lutfetsin. Sevgi nimeti, sevene ve sevilene ağır külfet getirmesin. Kavuşmak, görüş alanına almakla değil, gözsüz görebilmekledir. Gönlünün kavuştuğuna, gözün de kavuşursa, işte bu da en yüksek cennete girmek demektir.  

&

Sıradan biriyim, dedi. O böyle deyince, daha büyük bir dikkatle baktım. Zira birisi, sıradan biri olduğunu fark ve itiraf edecek kadar kendini bilmişse, büyük ihtimalle ön sıradandır. Ön sıra da malum, genellikle protokole ayrılır. O öyle bir protokol ki, meselâ hazreti Ali, o sıranın haslarındandır. 

&

Sözlerimi, kullarının istifade edeceği tavsiyeler olmakla nasiplendirirse Rabbim, şüphesiz sevineceğim. İşte bu ümit ile, son bir söz daha söyleyeceğim: Her bir söze verirsen iki kulağı, sen böcek olursun, söz, örümcek ağı. Tavını almış tavsiyelere uy da, ot ve diken dolmasın gönlünün bağı!

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square