Sen'siz Olmaz!

Dileriz ölene dek yolunda aksın alın terimiz!
Ey Habîbi Kibriyâ olan sevgili Peygamberimiz!

&

Simsiyahtır gözleri, teni gül pembe. Saçında dalgalar var, boyunda denge. Güzelliğini anlatmakta kelâm; resmetmekte kalem âcizken, her türlü methin en fazla muhatabıyken, O’nda çirkinlik görenlerin biricik gerçeği, kendi çirkinlikleridir.  

İnci gibi dişleri, hilâl kaşları. Şefkat ve rahmet saçar nur bakışları. Durum böyleyken, O’nun hakkında, dişleri arasından nefret saçarak konuşanların, kem bakışlarıyla O’nda yanlışlık arayıp bulanların biricik gerçeği, kendi körlükleridir. 

Mübârek sırtlarında mühr-ü peygamber. Nasıl da mütebessim, o misk-ü amber. Yaydığı fikirler, tebliğ ettiği inanç, taşıdığı vasıflar ve kendisine lûtfedilmiş olan tüm üstünlüklerle berâber, gelmiş ve gelecek en güzel insanken, fitne çıkarmaya doymayan şeytânî tavırlarıyla O’nu karalamaya çalışanların biricik gerçeği, kendi zifirî karanlıklarıdır. 

Gül kokusunu aldı, ay ışığını. Âlemler O’na borçlu tüm varlığını. Şu kâinatta mikrodan makroya yaratılmış her şey O’nu tanırken, sırf nefsâniyyetleri sebebiyle bile bile O’na karşı çemkirenlerin biricik gerçeği, kendi bed sesleridir.  

Heybetli duruşunda eşsiz asâlet. Şefaatine muhtaç, hem bütün ümmet. Bakışı, yürüyüşü, tebessümü ve kaş çatması ile her hâlinde asil ve vakur olan o güzeller güzeline iftirâ etmeye, o aziz Peygamberin sözlerini bükmeye ve hafife almaya kalkışanların biricik gerçeği, kendi eğrilikleridir. 

Saygı O’na, sevgi O’na, bütün övgüler O’na! Bu sözlerin zâhirinden bile rahatsızlık duyanlara, bâtınımızda ne derin bir sevginin kaynadığını hatırlatırız. Ümmetin sıkıntıya düşmesi, O’na pek ağır gelir. O ümmetine pek düşkündür. (1) Hamdolsun ki, ümmeti de O’na düşkündür. İnsan olmak hasebiyle her ne kadar eksik ve kusurlu ise de ümmetin her bir eri, sevgili Peygamberinin yüzünü ak edecek işler yapmaya çalışır. O’na yönelecek her türlü hakârete karşı son derece hassastır. Dolayısıyla, Hazreti Rasûl’e yapılan terbiyesizliğe sessiz kalmak gibi bir gaflet göstermez; lâkin şikâyetini bağırıp çağırarak, ortalığa dökülerek, fesatçı gürûhun eline malzeme verircesine provakasyonlara müsâit tavırlar sergileyerek yapacak kadar da ferâsetsiz olmaz. 

İnananlar, kendini îmâr derdinde ve bunu başarabilmek için sünnete sarılması gerektiğinin de bilincindedir. Ümmeti, fiilleri ve sözleri ile Sevgili Peygamberimizin adını kullanarak galeyâna getirmeye kalkışanların biricik gerçeği, kendi basiretsizlikleridir. Muhammedsiz ezan türetmeye, sünnetsiz Kur’an çözümlemeye çalışmak, ya îtikâdı sakatlanmış kalp hastalarının veya şeytan borazanlarının işidir.  

Ümmeti fırka fırka bölmek için var gücüyle fitne salanlar, Kur’anla sünneti birbirinden ayrı göstermeye çalışarak Kur’ân’ın kendisine ters bir duruş ortaya koyanlar, îmânın tam da beline en alçakça vuruşu yapanlardır. Muhammedsiz bir tevhit inancını, “Allah” diyen herkes din kardeşimizdir palavrasını ve zehirli bal mîsâli söz ve ikram prangasını ümmetin ayaklarına geçirmeye çalışanlar, gerçek muhabbetin, eşsiz şefkât, heybet ve rahmetin şâhı olan Rasûl-i Ekrem’i hiç tanımamış olanlardır.  

Bugün, bir fitne kasırgasıyla sağı solu tozutarak ümmeti, hakikati göremez hâle getirmeye çalışanlar, bunu yaparken en çok, O sevgili Peygamberle olan kuvvetli bağı kesmenin gayreti içindedir. Bu kimseler, mükemmel ahlâkı sadece Kur’an ile değil, bizzat Kur’an düşmanları tarafından da tespit edilmiş o aziz insanı karalamaktan, haddi fazlasıyla aşarak hatta karikatürize etmekten geri durmamışlardır. Halbuki O’nu çirkin göstermeye çalışan bütün eller ve diller, ancak ve ancak kendi cehennemini hazırlamakta olan birer ucûbedirler.  

Makâma ve paraya tapanların yapmayacağı iş, vermeyeceği tâviz yoktur. Bu uğurda nefsini mihenk edinerek, şerli maksadına ulaşmak için her yolu mubah gören anlayış, ümmetten uzaktır. Hem îman ettim, demiş, hem de Kur’an ve sünnet eksenleri kaymış olan kimselere, herkesten evvel Nisa seksen âh etmektedir.(2)  

Bugün, sünnet-i seniyyeyi başlarımıza taç, hayatlarımıza düstur etmeye; odalarımızda, evlerimizde, sokaklarımızda, caddelerimizde, köylerimizde, kasabalarımızda, şehirlerimizde, ülkemizde ve bütün dünyada, her an, O’na dönüp bağlanmaya daha da çok muhtâcız. Tüm vakitlerimizi O’nun yoluna hizmet ile kıymetli kılmanın, şeytanın ve nefsin tuzaklarından, O’nun her hâlini büyük bir teslimiyetle taklit ederek korunmuş olan ashâb-ı kirâmı anlamaya çalışmanın tam zamanıdır.  

O’na hakâret edenler, Taif’te kendisini taşlayanlar hakkında bile Allah’tan hayır dileyen o Rasûlü tanıyamamış olanlardır. Bu kimseler, ne yazık ki O’nun ahlâkındaki güzelliği takdir edemezler; fakat onlardan gelecek nesil, onlar gibi nasipsiz olmasın, diye, ümmet, onlar için bile duâ edebilecek gönül enginliğine sahiptir. Zîrâ ısrarla cehenneme doğru ilerlemekte olanlara, aşkla ve şevkle cennetin yolunu gösteren, Rabbinin emir ve yasaklarını bütün insanlığa tastamam tebliğ eden o kutlu elçinin ümmeti olarak, hiç kimsenin yandığından kârda ve sevinçte değildir. Yine de lâyık olana muhabbet ve müstehak olana nefret duymak boynumuzun borcu, îmânımızın gereğidir. Tüm inananlar, Rasûlullah aleyhisselâma salât etmek ve O’na teslimiyetle mes’ûl ve bu mes’ûliyyeti yerine getirmekten memnun olmakla birlikte, muhakkak ki Allah ve Rasûl’üne eziyet edenlere Allah, dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. (3) 

Şimdi, varlık sebebimiz, yol aydınlığımız, Habibullah Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve selleme duyduğu sevgiyle cûşa gelse de bir gönül, şiir gibi sözler söylese, elbette azdır. Yine de diyelim ki:  

Sana kalpler akıyor geçtiği hâlde çok asırlar. Sen en âlâsın ezelden Sana sevdâlı yasırlar (4). Esir olmak Sana, hürriyyetin en tatlı safâsı! İmrenirler o safâya hem o görkemli kasırlar. (5) Yanağında izi kalmış o hasırın gözü yaşlı! Ayağında tozu kalmış o vahânın özü yaslı! Sen’i taşlar Sen’i kuşlar Sen’i kâinat anarken, Sana meyletmemiş âkillerin hep kalpleri paslı!

Sen’i sevmek Sana dönmek Sana tâat ile yanmak, Seni idrâk ile sünnetlerini dâim anmak. Budur Hakk’a itâatin hem edebi hem îcâbı. Sen’siz olmaz Sen’den ayrı olamaz îmâna varmak! Sana Allah ve Melekler salâvat getiriyorken, Sana Mevlâmız “Habîbim” diyerek sesleniyorken, câhilâne, gâfilâne dolananlara vah eyvâh! Sen’i Dünya Sen’i ukbâ Sen’i âlem tanıyorken!

“Âlemlere Rahmet” Seni bildik biz Efendim! “Kalplerde Letâfet” Seni bildik biz Efendim! “Zirvedeki Haslet” Seni bildik biz Efendim! “Hem Mahmûd hem Ahmed” Seni bildik biz Efendim!

Bildik, demeyi nasip eden Mevlâmız kadrini güzelce bilmeyi de nasip etsin, dileriz. Dileriz ölene dek yolunda aksın alın terimiz! Ey Habîbi Kibriyâ olan Sevgili Peygamberimiz! 


1- Tevbe Sûresi, 128. âyet.
2- Her kim Peygambere itaat ederse muhakkak Allah Teâlâ’ya itaat etmiş olur. Ve her kim de yüz çevirirse ( aldırma), çünkü biz seni onların üzerine muhafız göndermedik. 
3- Ahzab Sûresi, 56, 57. âyetler.
4- Yasır: Esir
5- Kasır: Köşk

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square