Saygı Kandil Gibidir

Hem vefâ hem sebat hem ihlâsla büyür tazim. 
Saygı kandil gibidir, aşkla beslemek lâzım! 

&

Bir ârifin tabağında, üç tane zeytin vardı. Birincisi: 

- Ne de çirkinim, dedi. Beni kim yer ki! Kapkara bir yüzüm var. Üstelik acıyım. Hem, çekirdeğim de kocaman. 

İkinci zeytin: 

- Âh, seninki de dert mi, dedi. Doğru dürüst ne etim var ne çekirdeğim. Çatal bile batmıyor bana, sıskanın tekiyim.  

Üçüncü zeytin:  

-Şükür, dedi. Yüzüm de özüm de güzel. Tadım âlâ, yaratılışım özel. Hem lezizim, hem ilâcım, biiznillah. Kendime saygım da tamdır, çünkü yaratanım Allah! Niye öyle baktınız ki, maşallah deyin maşallah! 

O esnâda ârif geldi, zeytinlere hikmet nazarıyla şöyle bir göz gezdirdi. Tebessüm ederek üçüncü zeytine uzandı. Bismillah, dedi, âfiyetle yedi.  

Çünkü üçüncü zeytinde, müessire saygı duymanın verdiği, ışıklı bir câzibe vardı. Aynı câzibe, beden elbisesini rûhuna giydirenin Allah olduğunu bilen, kaşıyla, gözüyle, burnuyla ilgili sızlanmaktan vazgeçen ve kendisini, rûhunun tekâmülü için çalışmaya adayan tüm kullarda da vardır. Böyle kullar, hep şükürle tebessüm ettiklerinden, her geçen gün daha da güzelleşirler. Onlar saygılarından ötürü, Rableri karşısında hem bedenen hem de kalben secde hâlindedirler. Allah’a tâatleri ve O’nun takdirinden râzı olmaları, onları diğer mahlûkat nezdinde saygın kılar.  

Müessirine saygı duymayan bir esere, gelmeyi istemez ki, ihtiram ve de tazim. Saygı kandil gibidir. Onun aydınlığını, hakîkî bir şükürle, her dem beslemek lâzım! 

&

Yolda iki adam vardı. Birincisi:  

- Aman, dedi, ne illet birşey! Batar bu! 

Canı pek tatlıydı. Yerdeki dikenin yanından, kendini sakınarak geçip gitti. 

Ardından gelmekte olan ikinci adam:  

- Allah, yüzünü dikenlerle donatmış. Kimbilir senin içindeki, ne kıymetli bir gıdâdır, dedi, ellerini kanatmak pahasına dikeni tuttu. Acıtmasına aldırmadan açtı. Nicedir aynı yerde, nasiplisini bekleyen kestane, ikinci adama hürmetle gülümsedi.  

Çünkü ikinci adamda, öze saygı duymanın verdiği, ışıklı bir câzibe vardı. O, dikenlerle dolu dış kabuğa takılmadı. Özün farkında olduğundan, kabuğa saygıda kusur etmedi. Böylece, lezzetin ve şifânın saklandığı yere ulaştı. Hikmet, dikenli kabuk içinde gizlenen kestane gibidir. Bencil, kaba ve saygısız kimseden saklanır, fedâkârlık edene açılır. 

Öze ulaşmak için çok emek vermek gerek, emektârın hakkıdır hem hürmet hem de tazim. Saygı kandil gibidir. Onun aydınlığını, pek güzel bir sabırla, her dem beslemek lâzım!

&

Bir kutunun içinde, birkaç tane kibrit vardı. Birincisi:  

-Bıktım başkaları için başımın yanmasından, dedi. Ne biçim bir meslek bu! Ya şu daracık kutuda sıkışıp kalıyoruz, ya da çıkar çıkmaz yakılıyoruz! Yeter, bitti, bu kadar aman! Vazîfe filan anlamam!  

İkinci kibrit:  

-Evet, dedi, ayaklanalım! Bu güne kadar harcandık! Bundan sonra hakkımızı arayalım! Eline geçiren hebâ ediyor bizi! Yeter, artık duyuralım sesimizi! 

Diğer kibritler, bu heyecanlı çıkışlara, alkışlarla destek verdiler. İçlerinden sadece biri, dolduruşa gelmeyip düşünceye daldı. Sonunda, şöyle bir karar aldı: 

-Şu dünyada, başı dâvâya fedâ bir kibrit de olamayacaksam, varlığımın anlamı nedir? Sobalar, ocaklar, mumlar, kandiller benim fedâkârlığıma muhtaçken, nasıl olur da bencillik edebilirim? Allah’ım! Ben, bana yüklenen işten râzıyım. Vazîfemi yapmazsam, nice yer karanlık, nice ocak sönük, nice yuva soğuk kalır. Bunu çok iyi bildiğim için, gönlüm, hayra sebep olmak arzûsuyla çırpınır. 

Tam o sırada bir el kutuyu açtı. Onca kibrit içinden, üçüncüyü alıp çıkardı. Kibrit, yanmayı cân-u gönülden kabûl etti. Tutuşturduğu odunlar yandıkça, üşüyenler ısınıp, memnûn oldular. Başına kıyan o hizmet ehli kibrit için, Allah’a şükranlarını sundular.  

Çünkü üçüncü kibritte, varlık gâyesinin ve mes’ûliyyetinin farkında olmanın verdiği, ışıklı bir câzibe vardı. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Taif halkı için hayır duâlar ettiren şuur, işte o câzibenin merkezidir ve paha biçilmez bir hazînedir. Canının rahatına düşkün kimsenin yolu, çileden rızâ ile geçmez. Çileden böyle geçmeyenin duâsı içli, gözü yaşlı, aklı fikirli olmaz. İnsan, inandığı dâvâ için ser vermeyi göze almadıkça, nasıl yaşasın? Öylesinin nefes alması, bir bitkinin geceleri soluması gibidir. Karbondioksit yayarken, oksijeni tüketir. Nimetten ziyâde, çevresindekiler için külfettir. İnsan, bencil değil de fadâkâr olduğunda, fikir dünyası genişler, ufku açılır. Zirâ zahmette rahmet vardır. İnsan aklını, küçük çıkar hesaplarıyla meşgul edeceğine, aşkla, şevkle ve inançla, Allah rızâsı yolunda işletmelidir. Bunu yapabilenler gerçek zenginlerdendir ve böyle bir fikir serveti, çok az kimseye nasip olur.  

Aklını, tefekküre memûr edenler için, heyecan içinde hep, hâzırdır, bekler tazim. Saygı kandil gibidir. Onun aydınlığını, isâbetli fikirle, her dem beslemek lâzım. 

&

Yaratandan ötürü yaratılmışları seven, kabuğu aşıp hikmeti gören, yaratılış gâyesini kavrayarak kullukta gayret eden, saygın olur. Şükreden, sabreden ve akleden kimse, saygıya lâyık olur. Çünkü saygı, değerli, üstün ve faydalı olana karşı duyulan özel bir duygudur. Evet, saygı bir kandil gibidir. Saygın insan da… Onların bakışlarına, gönüllerine, sözlerine ve hâllerine yansıyan aydınlık, nice karanlığa ışık olur.  

Hem, saygı bir zincir gibidir. Her insan, o zincirde bir halka olduğu bilinciyle üzerine düşeni yaparsa, zincir büyür, ziynet olup kıymetlenir. Lâkin insan, o zincirde bir halka olduğunu unutur, kendi hastalıklarının tedâvisiyle meşgûl olmak varken, başkalarını suçlamaya durursa, işte o vakit aynı zincir, ellere, dillere ve gönüllere vurulmuş, paslı ve pek ağır bir prangaya dönüşür. 

Hayır! Mü’mine pranga yaraşmaz! Mü’min gönlünü inançla besleyerek, güzel bir kıvama gelir. Sever, lâyığına muhabbet etmekle sevinir. Sevilir, bunun Allah’tan bir ikrâm olduğunu iyi bilir. Saygı duyar, hürmeti lâyığına ikrâm etmekle şendir. Muhterem olur, hürmet eden karşısında mütevâzîdir.  

Üstelik, nasıl ki herkes en çok mâşûkunu anar, mü’min de en çok Rabbini yâd etmededir. Seçtiği kelimeler, kurduğu cümleler onu, saygınlık zincirindeki halkaların en güzellerinden yapar. Hayırda yarışması, hakkı konuşması kıymetine kıymet ekler de, etrâfında şevkle pervâne olanları artırır. Zaten, sevdiğini sayar insan. Saydığı sürece sevgisi fazlalaşır.  

İnancımız şu ki: Hakîkî üstünlük, Allah’a yakınlıktadır. O halde biz, her şeyden üstün olan Rabbimize karşı saygıda kusur etmedikçe, şüphesiz, Allah’ın saygınlık lûtfettiği kullardan oluruz.  

Dili gafletten uzak, Hakk’ı anan kullara, hayranlıkla bakar da, hem meftûn olur tazim. Saygı bir kandil gibi, onun aydınlığını, gece gündüz zikirle, her dem beslemek lâzım.  

&

Hep hatırlanması gereken bir şey de var ki, dile getirmeli: İnsan nasıl ki zayıflayan, güçlenen, yaşayan, ölen bir varlık, ondaki tüm duygular da böyle… Saygı kandilinin aydınlığı, ilgilenilmez, hakkı verilmez de ihmâl edilirse, zayıflar. Hem vefâ, hem sebat hem ihlâsla büyür tazim! Saygı kandil gibidir, aşkla beslemek lâzım! 

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square