Sahte Şeyh

En kötü benim nefsim, eller yahşi ben yaman. 
Meşâyıhın hepsi cân, sahtekârdan el aman! “

&

Kadın, ağır cenderelerden geçmişti ve yorgundu. Duyguları, fikirleri, imânı… Yere sağlam basmasını sağlayacak her şeyi sanki uçuşuyordu. Bir mürşidi vardı. Ondan kuvvet aldığına, onun himmetiyle ayakta kaldığına inanırdı. Çok gün geçirmiş, çok insanla karşılaşmış, nice darbe yemişti. Hamdolsun ki yine de, imân ondan gitmemişti. Severdi. Düşünürdü. Söylerdi.  

O gün, kendini düşünüyordu:  

-Mihenk taşı değilim. Ayar tespiti yapma kabiliyetim yoktur. Ne altının sahtesini ayırabilirim, ne de paranın. İnsan sarrafı da olamadım. En kötüye bile gönlüm akabilir. Yakın çevremin tâbiriyle, eni konu safım. Art niyetten arınmış temiz bir bakışla bakar, neredeyse her yerde güzellik görürüm. Fakat çok şükür, aynı zamanda çok da akıllıyım. 

Hatam kusurum çokçadır, onların hepsini mertçe kabul eder, Rabbimden affını dilerim. İbadetler hususunda eksiklerim vardır, Hak katından bir rahmetle tamam olmasını temenni ederim. Birileri beğensin diye başka türlü görünmeye kalkışmam. Birileri onaylasın diye de sipariş konuşmam. 

Bize, kimse hakkında ileri geri söz söylememe edebi verilmiştir. Dayanaksız, delilsiz kimseyi suçlamam. Bir suçu ortaya koymaktan zevk almam. Bir şeyin sahte olduğunu duyduğumda, onu söyleyenin su-i zannına yorarım. Sağlam deliller getirilmediği sürece, söylenen kötü sözlere inanmam.  

Bana göre niyetler hâlis, bakışlar temiz. Hayra muhtâcım, sevgiye açım. Efendim; sertâcım! Şükrüm az, işim tez, giydiğim bez. Hocam bir, hâlim sır, saçım kır. Neticede insanlar arasından bir insanım, abartmaya gerek yok.

&

O sıralarda, bir adamla yolları kesişti. Niyetleri, iki ayrı hayatı birleştirmekti. Adamın da bir mürşidi vardı. Başladılar konuşmaya: 

&  

Adam dedi ki: Senin hâlinde hayır yok. Bu sebeple yaptığın tüm işler boşadır.

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi. Allah, iyi niyetlerle yapılan hiçbir işi boşa çıkartmaz. Evet, bende hiç hayır yok. Bu yüzden hayra muhtâcım, bu sebeple hizmet etmek, şu dertli başımda tâcım. Hayırlarla meşgul olmak, hem vesveseye ilacım. Sanıyorum ki bu güzel insan, benim niyetimi sınıyor. 

&

Ayrılırken tokalaşmak için elini uzattı adam. 

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi, nâ mahremle musâfaha yapamam. Sanırım bu güzel insan beni sınıyor.  

&

İşte böyle, daha ilk görüşmede ayrı düştüler; ama ne hikmetse ayrılamadılar. Adam güzel sözleri ve yakınlığıyla, kadının gönlüne girdi. Kadın, kendisine tatlı sözler söyleyen ve hayranlıkla bakan bu adama, çabucak aktığını hissetti. Çok geçmedi içindeki sevgiyi ilan etti: 

&

Adam dedi ki: Seven, doğru yanlış demez, sevdiğine her hususta tâbî olur.  

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi. Evet, sevenin sevdiğine tâbî olması güzeldir; fakat bu, Allah rızası dâhilinde olunca böyledir. Zaten seven, sevdiğine zarar verecek, onu Hak katında sıkıntıya sokacak hiçbir harekete tevessül etmez. Şekil almaya çok müsait bir yapım var. Sevip inandığımda, sevdiğimle uzaya bile yerleşebilecek kadar gözü kara, inandığım değerler için, ardından nicesini sürükleyebilecek kadar etkili, düşmanlık karşısında, göğsünü korkmadan gerebilecek kadar cesurum. Eğer hayrı istersen ve ben de sana her hususta inanır ve hayran olursam, şüphesiz beni, hayal ettiğinin bile ötesinde bulursun. 

Adam sevindi. Aradığını bulduğuna dâir ümitlendi. 

&

Adam dedi ki: Hadi evimi şereflendir, birlikte kahvaltı yapalım.  

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi. Çünkü birbirine haram olan iki insanın bir evde yalnız kalması, şer’en uygun değildir. Sanırım bu güzel insan, beni yine sınıyor. 

&

Adam dedi ki: Ben nefsime güvenirim, yap bir delilik, gel!

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi. Ben nefsime güvenmem. Kaldı ki güvensem bile, Allah’ın sınırlarını çiğnemek sûretiyle, tehlike kapısını açmak istemem. O kapı açıldığında, şerre yuvarlanmak kolay, hayırda kalmaksa zordur. Zaten Allah, İsrâ sûresi 32. ayette, "zinaya yaklaşmayın" buyurur. Sanırım bu güzel insan, iffetimi sınıyor. 

&

Adam dedi ki: Nasıl böyle kuvvetli oluyorsun? 

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi. Bendeki kuvvet, lafını etmeye bile değmez. Sadece Rabbime sığınıyorum. O’nun ikrâmı olan acı tecrübeler, zayıflığımı öğretti de, Allah’ın sınırlarına uymanın nasıl da gerekli olduğunu, daha iyi biliyorum. Bu bilgi Allah’ın izniyle, tedbiri ve kuvveti getiriyor. Sanırım bu güzel insan, benliğimi sınıyor. 

&

Adam dedi ki: Seninle evlenmeyi düşünüyorum. Bu sebeple saçlarını görmek, onlara dokunmak istiyorum. 

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi. Evet, benimle görüşmek ve beni tanımak hakkıdır. Dilediğini sorar, ben de şüphesiz, en doğru şekilde cevaplarım. Fakat olmaz. Bir ekmeğe yüz alıcı dokunacak olsa, esas alacak olan yüz birincinin midesi, artık o ekmeği kaldırır mı? Bak, nicesi birbirinin her yerini görüp evleniyor da iki sene geçmeden ayrılıyor, bu bir esas mı? Bu isteği aklım da, insâfım da almıyor. Sanırım bu güzel insan, mantığımı sınıyor. 

&

Adam dedi ki: Sen hoca olmuşsun, kabul etmiyorsun; ama bu hususta ayet var. Allah, yaşı geçmiş kadınlarla evlenecekseniz, açılmalarında ve size görünmelerinde bir mahzur yoktur, buyuruyor. 

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi. O ayeti ben bilirim. Nûr sûresi 6o. âyettir. Oradaki bahis, evlenme umudu kalmamış, çocuktan da kesilmiş yaşlı kadınların, bazı dış elbiselerini çıkarmalarında bir mahzur olmadığına ilişkindir. Benim yaşımdaki bir kadını, bu ayeti delil göstererek yanında açılmaya davet eden bir düşünce, ne kadar da gariptir. Sanırım bu güzel insan, benim uyanıklığımı sınıyor. 

&

Adam dedi ki: Bu kadar erken söylemeyi düşünmüyordum; ama zaten senin şeyhin de sahte!

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi. Senelerdir hayırdan başka bir işini görmediğim bu insan, nasıl sahte olabilir? Onun sözü Kur’an, hâli sünnettir. Bir hususta “Bence böyledir” dediğini de, mürşidlik iddiasıyla gezdiğini de duymadım. Son nefesinden korkar. Ayetten ve hadisten anlatır. Hakkı ve sabrı tavsiye eder, bakanın gönlüne kuvvet, sadrına genişlik, kalbine huzur ikram eder. 

Yuvası da, sofrası da temizdir. Ahlâkı güzel, îmânı kavîdir. Heybetlidir, cömerttir, affedicidir. Gönlü deryadan engin, nazarları pek derindir. Bende biraz endam varsa, o da işte, ona talebe olduğumdandır. Vallahi ben onu severim. Hatta babamdan öte babam bilirim. Ona karşı engin bir hüsn-ü zannım ve sağlam bir inancım vardır. 

Kaldı ki, sevdiğinin sevdiğine “sahte” lik atfetmek, ne büyük talihsizlik. Oysa bu adamda nezâketin hâl olduğuna inandım ben. Böyle manevi bir kabalığı, yok yok, ondan beklemem. Sanırım bu güzel insan, mürşidime olan teslimiyetimi sınıyor. 

&

Adam dedi ki: Ne namazın tam, ne virdin? Ne biçim usta bu senin mürşidin? 

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi. Benim suçum günahım, onun boynuna yıkılamaz. Kaldı ki, herkesin virdi kendine has, virdin tek kalıbı olmaz. Vallahi, kendisinde her türlü kemâlât mevcut olan Peygamber efendilerimizin bile söz geçiremediği, hâlini düzeltemediği insanlar olmuştur. Evet ben eksiğim; ama bu hep benim suçumdur. Şeyhimi, hatalarımın sebebi olarak göstermekten hayâ ederim. Sanırım bu güzel insan, muhabbetimi sınıyor.  

&

Adam ne söylediyse, kadın “bu olamaz” dedi. Böyle olunca adamın ümidi kesildi. 
O vakte kadar, sensiz duramıyorum, hasretinle yanıyorum diyen adam gitti, yerine başka biri geldi. 

Adam dedi ki: İmanım sarsıldı. 

Kadın düşündü: 

-Bu olamaz, dedi. İman, değişen sebeplerle sarsılacak kadar eğreti olamaz. Ona söylediklerim arasında abes ve ters ne var ki? Şükür, akl-ı selim ile düşünen bir baş benimki. Bilakis o benim mürşidime “sahte” dedi de, benim dilim de gönlüm de onun şeyhine her an hürmet etti. Anlamadım, bu ne iştir, ne hikmettir, bulamam. Bana kalırsa bu hali, ona şeyhinden ikram. İşte, onun himmetiyle, bana duyduğu sevgi, tek bir ânın içinde, îtidâle çekildi. Ateşi söndü, külü kaldı, o güzel insan, rahatladı. 

&

Ennetice ayrıldılar, hayırlar dileyerek. Adam sustu, kadın göz yaşları döktü, severek… Kim sahteydi, kim gerçek, yine ayıramadı. Her durumda hüsn-ü zan etmekten ayrılmadı. Görünen köye bile, kılavuz aradı da, en zorlu sözü dahi, tebessümle yolladı. 

Fakat “senin şeyhin sahte” sözü, çok yaktı yüreğini. Yine de olsun, dedi, belki de o güzel insan, bir anlık gaflet ile öyle, haddini aşan edepsizce bir söz etti de, şüphesiz sonrasında, düşünüp pişman oldu. 

Kendi mürşidine muhabbeti çok olan, “başkasının sevdiğine küfretmeme edebi” ni de mürşidinden öğrenmiş bulunan kadın, bir cendereden daha geçmiş gibi yorgun düştü. Kalem aldı eline, birkaç cümle not düştü: 

“-Hakikat şu: Kimsenin sahtekârlığı, yanına kâr kalmaz. “Kur’an – Sünnet” mihengine vurmadan da kimin ne olduğu belli olmaz! Ben ne sarrafım ne de kalp okuyabilirim. Bu sebeple, ithamdan yana sesimi keserim. Zaten, Allah muhafaza, has bir mürşide, “sahtekâr” demek, akl-ı selim sahibi bir insana hiç yakışmaz. Ben bilmem Allah bilir, kimin aslı nicedir. Sahteler hakikate, hakikat bize dönsün. Dileriz iki cihanda, herkesin yüzü gülsün. En kötü benim nefsim, eller yahşi ben yaman. Meşâyıhın hepsi cân, sahtekârdan el aman! 

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square