Neslihan Nur Türk Röportajı / Kitap Haber

1.1.2016

- Neslihan Nur TÜRK kimdir? Günleriniz nasıl geçiyor, kısaca bahseder misiniz? 

- Neslihan Nur TÜRK, herkes gibi maddî ve mânevî rızkını temin etmek için uğraşan bir insandır. Müslümandır. Anadır. Eğitimcidir. Yazardır. Hayra çok muhtaç olduğu için, belki, koşturmacası da biraz fazla olabilir. 


- Yazmak sizin için ne ifade ediyor? 

- Yazmak, kabirde cennet aydınlığı olmasını ümit ettiğim, benden sonra da yaşaması ve insanlığa faydalı olması için duâ ettiğim eserlerin meydana gelmesi için, Allah'ın lûtfu ile verdiğim emeğin adı. 


- Kitaplarınızda tefekküri denemelerin ön plana çıktığını görüyoruz. 

-Tefekkür, uyuduğum zamanlar dışında, neredeyse her ânımı kaplayan bir hâle dönüşmüş durumda. Yazarken faydalandığım en önemli kaynak da tefekkür. İnsan, boş bakmamalı, aklı ve fikri boşa harcamamalı, diye düşünürüm. Zaten bir Müslüman olarak, Allah'a ulaştıran bir düşünme eyleminin, sürekli içinde bulunuyoruz. Her düşünce, nihayeti Allah'a varan bir yolculuk gibi... Bize, bu yolculukların sonunda, yazmak nasip olmuş. Bu da büyük bir mutluluk. 


- Okurlarınız ile iletişim kurmak, onlardan yorum, eleştiri ve yorum gibi geri dönüşler almak konusunda düşünceleriniz nedir? 

- Yazdıklarımıza kıymet verip okuyan insanların olması, elbette önemlidir. Zira bir yazı, ancak okunursa hizmet edebilir. Yorumlar, eleştiriler ve sorular, çoğu zaman şevk veren, çoğu zaman da kendimizi daha iyi bir çizgiye getirmemize yardımcı olan nimetlerdir. 


-Sizi yazmaya sevk eden sebepler nelerdir? Okurlarınıza kavuşmayı bekleyen yeni çalışmalarınız var mıdır? 

- İnsan kendine, çevresine ve içinde bulunduğu dünyaya bîgâne kalmamalı. Herkes, yaşadığı süreyi faydalı işlerle doldurmalı. Allah, her kuluna bir işi kolay kılmış. Bize de kelimeleri anlamayı, kelimelerle anlatmayı kolaylaştırmış. Madem ki ben yazabiliyorum, o halde bu kabiliyetten mesulüm. Bu anlamda yazmak benim için, nimetin şükrünü îfâ etmektir. Daha çok şükretmek, daha çok hizmet etmek düşüncesi, kalemi harekete geçirir. Bir yazıda şöyle dile getirmiştim: Eğer yazmazsam, çatlamam, kesin infilâk ederim! Çünkü yazmak, içerideki derdi ve devâyı akıtmak gibi bir şey. Hani herkes, Allah uykusuz bırakmasın, Allah ekmeksiz komasın, diye duâ eder. Benim de duâm şu: Allah, rızâsı yolunda yazmaktan ayırmasın. 

Evet, henüz kitaba dönüşmemiş yeni yazılar var. İnsanlığın hizmetine sunmak istediğimiz yeni projeler de... 


- Kitaplarınızın bizlerle paylaşmak istediğiniz bir hikâyesi var mıdır? Kitapların yazımında sizi en çok etkileyen bir anı?

- Bir kitabın değil, kitaptaki her bir yazının hikâyesi var ki, burada her birini anlatmak zor; fakat genel olarak şöyle ifâde edebilirim: Neredeyse her yazı için, ayrı bir imtihan yaşar ve bana göre çok ağır bir süreçten geçerim. Ardından yazı çıkar ve kuş gibi hafiflediğimi hissederim. İşte öyle zamanlarda, biraz yorgunluk ve sitemle Rabbime şöylece seslenirim: Ey Allah'ım! Yani şimdi bunca sıkıntıyı bana, bu yazı için mi çektirdin?! ...Ve cevap "evet" tir. Bunu iliklerime kadar hissederim. 


- Yazmak yâda okumak konusunda özlemini/eksikliğini hissettiğiniz şeyler nelerdir 

- Yazmakla değil; ama okumakla ilgili tuhaf bir durumum var: Çok uzun senelerdir, kitap okuyamıyorum. On altı on yedi sene oldu belki de... Ne zaman elime bir kitap alsam, sıkılıp bırakıyorum. Bu süre zarfında okudum bitirdim diyebileceğim beş altı kitap ya çıkar, ya çıkmaz. Bunu duyunca herkesin sorduğu ilk soru şu oluyor: E peki okumadan nasıl yazıyorsunuz? Cevap: Demek ki bize de kitap okuması yerine başka okumalar yaptırıyorlar... 


- Geniş bir vizyonunuz var yazılı eserlerin yanında sesli eserleriniz de mevcut. Ayrıca minik yavrucaklara hitap ettiğiniz gibi yetişkinlere de hitap ediyorsunuz. Sizi çocuk kitaplarını yazmaya sevk eden sebep nedir? 

- Allah her kuluna farklı kabiliyetler ikram etmiş. Bizim payımızı da geniş tutmuş. Dolayısıyla, pay geniş olması sebebiyle, mesuliyet de geniş olmuş. Böyle olunca, bir alanda değil, birkaç alanda çalışma yapmak icap etti. Sadece yazmakla durulmayan bir enerji söz konusu oldu. Öncelikli ve temel işim konuşmak ve yazmak; ama evet, şarkılar yazıp bestelemek, çeşitli aktivitelerle (ki bunlar arasında en çok önemsediğim Gülberenk'tir)*, çocuklar için çalışmak, hayatımın olmazsa olmazları hâline geldi. Bir sonraki neslin inşasından sorumlu bir mimar olduğunuz gerçeğini fark ve kabul edip, bütün hücrelerinizde de hissediyorsanız, boş duramıyorsunuz. 


- Bir de şiir ve şiirimsi yazılarınızla okurlarınızın gönlünde taht kurmaktasınız. İlk şiirlerinizden bahsedebilir mi siniz? 

- Tâc ile taht derdinden uzak, çoğu gözyaşları içinde yazılmış olan, mütevâzî yazılardır onlar... İlk şiirleri, erken yatmamı tembihleyip duran anne ve babamdan gizli, salonda, pencere kenarında, ay ışığında ve sekiz dokuz yaşlarında yazmaya başlamıştım. Birincisi, "Geceler" isimli bir şiirdi. Seneler sonra, Beyza Müzik'in çocuklar için çıkardığı "Tatlı Çocuk" adlı albümde şarkıya dönüştü. 


- Şiir ne ile imar edilir. Sadece kelimelerden mi oluşur yoksa bunda ilham da etkili midir? İlham etkiliyse bu ilham şairi nereye götürür? 

- Sadece kelimelerden oluşan bir yazı, yazı olmadığı gibi, sadece kelimelerin sıralandığı bir şiir de şiir değildir. Şiirin de, yazının da gönle ok gibi saplanması, kalbi avuçlaması, gözü yaşartması gerekir. Bunun için de bedel ödemek lâzım. En iyi bedel, yaşanarak ödenendir. Bence en iyi, yaşadığını hisseder ve hissettiğini anlatabilir insan. 

Hissetmediği, yaşamadığı bir acı ya da sevinç için, masa başında, tahmînen kalem oynatmamak lazım. İlham, acayip bir lûtuf... Gelmez, gelir, gitmez, kalır, ne yapacağı belli olmaz. Aşk daha da acayip bir lûtuf... Bitmez, geçer, ayırmaz, seçer; ama ille de yanar, tüter... Bana kalırsa, şâirin/ yazarın kalbinde, dolayısıyla da şiirin ve yazının îmârında, bu ikisinin mutlaka bulunması gerekir. Aşk da, ilhâm da Allah'tandır ve şâiri/ yazarı/ okuru/ insanı/ ancak ve ancak Allah'a götürmesi gerekir. 


- Edebi türler içinde şiirin önemli bir yeri olduğunu biliyoruz. Şiirin bu önemi nereden gelir.? 

- İnsan, âhenkten ve estetikten hoşlanan bir yapıya sahip. Üstelik duygularını, en etkileyici şekilde ve tatlı bir ritimle dile getirmeyi seviyor insan. Şiirde bunların hepsi var. Böyle olunca, hem yazan hem de okuyan için bir nimet oluyor şiir. Yazan için, kendini ifade edip şifâ bulduğu, yazamayıp okuyanlar için de, "işte beni anlatıyor!" hissini yaşayıp sevindiği bir mecrâ şiir... Bu sebeple, öyle zannediyorum ki, hiç azalmadan sürecektir önemi. 


- Şairin suçsuz yanılgısı şiiri doğurdu der İsmet Özel. Her şair suçsuz bir yanılgıyla mı yazar şiirini. Bu söz sizde nerede durur? 

- Şâir kimdir: İnce ruhlu, sevgi yüklü, sadece kalbi değil kalemi de nârin, kabalıktan uzak, aşkıyla dertli, gayrıyla mesâfeli adam. Böyle bir adamın herkesin anladığı mânâda suç işlemesi beklenmez. Şâir sever, hüsn-i zan eder. Onun yanılgısı da, olsa olsa bu iki durumdan kaynaklanır. Yani şâir, en fazla hüsn-i zannında yanılır. Bu yanılgıyla yanar, yandıkça da söyler... Her şâir, suçsuz bir yanılgıyla mı yazar şiirini? Evet. Zaten suçlu olsa, şiir elinden alınır... Zira Allah kadri bilinmeyen, hakkı verilmeyen nimeti geri çeker. Şâir iyi niyetini ve sâfiyetini yitirdiğinde, şâirliğini yitirmiş olur. Onu yitirince de, şâirim zannedip yazmaya devam etse ne çıkar? Birkaç laf düzmecesi...O kadar. 


- Bugünkü yayın dünyasını nasıl buluyorsunuz? 

- Çeşitli, zengin, kalabalık. Sanki koca bir derya içinde, çeşit çeşit alabalık. Bulmak lazım: Hangisi şifalı? Bir de, "Her şey para için!" anlayışı, yayıncılıkta olmamalı. 


- Okumanın toplumsal değişime katkısı ülkemizde hangi boyuttadır sizce? 

- Okumanın değişime katkısı inkâr edilemez; fakat toplumumuz, okumak deyince kitabı ve diplomayı hatırlıyor. Okumaya yüklenen mânâyı açmaz ve okuduğunu hayata geçirme derdinde bir toplum olmazsak, değişim de yaşayamayız. Burada bir misâl vererek açıklık getireyim: Beyazıt Kitap Fuarı'ndaki imzamızda, bir genç şunu sordu: Artık hayatımı düzene sokmak, namazlarımı düzenli olarak kılmak istiyorum, bana hangi kitabı tavsiye edersiniz? Şu cevabı verdim: Size bunları yaptıracak kadar etkili bir kitap bilmiyorum; fakat bir gasilhaneye gidip, yıkanan ölüleri seyretmenizi ve o manzarayı okumanızı tavsiye ederim. 


- Tüm yazarlarımıza yönelttiğimiz sorumuz: Yazmaya ilgi duyan genç yazarlara önerileriniz var mıdır? Bir yazarın ve okurun heybesinde neler olmalı sizce? 

- Adı, vasfı ne olursa olsun, İnsanın heybesinde aşk olmalı. Yaratanına, inancına, dâvâsına, yarasına ve devâsına âşık olmalı insan. Ondan sonra, yazarlık kapısı açıksa kendisine, "bismillah" deyip girmeli. Hangi dilde yazacaksa, o dilin kurallarını çok iyi bilmeli. Nice tashihin ardından, yine de hataları çıkabilir yazının. En iyi yazar bile olsanız, bu hep olabilir. Bu sebeple, "en iyi benim, başka iyi yok!" vehminden, uzak durmalı. Yazdıranın Allah'ın lûtfu, yazanın da Allah'ın kulu olduğu unutulmamalı. Bu günü kurtarmak, isim yapmak, alkış almak için değil, asırlara uzanacak bir sadaka-i câriye olmak için yazmalı. Niyet hâlis, âkıbet hayır olmalı. Vesselâm. 


- Kitap Haber okurları adına ilgilendiği ve bizi bilgilendirdiği için Neslihan Nur Türk Hanım'a teşekkür ederiz.


ERSİN KENDİR

http://www.kitaphaber.com.tr/neslihan-nur-trk-ile-yazma-sreci-zerine-k1053.html

* www.gulberenk.com

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square