Namaz Yarar, Yaramaz!

Kıl ki kalmasın ne gizli ne de açık bir maraz.
Kıl ki biiznillah korur, münkere settir namaz. 

&

Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kişidir ( 1). Yâni sâdece kâliyle değil, hâliyle de karşısındakine huzur ve güven veren, aldatmayan, kandırmayan, hîle yapmayan, çalmayan ve bu fiilleri, ne kadar zor durumda kalırsa kalsın yapmayacağından emin olunan insan… İşte kardeş vasfını hak etmek böyle bir Müslümanın harcıdır. Ya diğerleri? Onlar hakkındaki hükmü biz vermeyeceğiz. Zîrâ onlara dâir söylenmesi gerekeni, Rasûlullah aleyhisselâm, son derece kesin ve açık bir ifâdeyle söylemiştir: Aldatan bizden değildir (2).

İslâm beş temel üzerine binâ edilmiştir: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın rasûlü olduğuna inanmak, namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah’ın evi Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak ( 3). Bu temel üzerinde duran bir insanın emin olması beklenir. Şimdi namaz üzerinden konuşmaya devam edelim. Zîrâ namaz, bağlayıcı bir senet, sessiz bir eminlik vaadidir.  

Namaz kılmakla Müslüman, şunu haykırmış olur: 

“-Ey insanlar! Temizim. İyi niyetliyim. Elimle ve dilimle kimseye haksızlık edecek değilim. Tevâzû, vakar, kararlılık ve istikrardan yana nasipliyim. Aksatmadan, günde en az beş vakit buluştuğum yüce Rabbimin emrine mutîyim. Hakkım olmayana yan gözle bakmam. Fesatlık taşımam. Zaten “Allâhuekber” deyip Rabbime yönelirken, ellerimle dünyanın her türlü hîlesini de gâilesini arkaya atarım. Dünya benim için bu kadar kolay vazgeçtiğim bir fânî iken, nasıl olur da geçici hevesler uğruna kendimi ya da başkalarını yakarım? Gözlerimi açar açmaz bismillah der, gün boyunca gafletten kaçar ve Allah’a borcumu ödeyip de yatarım. Kandırmam, çalıp çırpmam. Emînim, derinim, en yakıcı imtihan karşısında bile huzurlu ve serinim.”  

İşte bu haykırış sebebiyle namaz kılan mü’min, aranan insandır. Meselâ Müslüman bir işveren, çalıştıracağı işçiye, namazını sorar. Akıllı bir baba, kızına tâlip olan delikanlının namazını araştırıp yoklar. Namaz, bir referans gibidir. Dolayısıyla, başı secdeye giden tüm Müslümanların sağlam bir ahlâka sahip olmaları ve “güvendiğim dağlara kar yağdı!” dedirterek, İslâm adına nâhoş bir temsil yapmamaları şarttır. Bunu başarmak için ciddiyetle uğraşmak ve vicdan aynasına sık sık bakarak, “hâlim nicedir?” diye sormak lâzımdır.  

Îmânında samîmî, ibâdetlerinde ihlâslı ve gayretli bir Müslümanın, ahlâken de tekâmül etmesi ve emîn bir insana dönüşmesi beklenir. Bir adam, beş vakit namaz kıldığı hâlde düzelmiyor, kötülükten, edepsizlikten, fuhşiyyattan ve münkerden kopamıyorsa, kıldığı namazlar, gerçek değildir (4).

Niyeti sağlam olmayan namaz, yaramaz. Halbuki onda ne var? “Niyet ettim Allah rızâsı için namaz kılmaya” demeyi, yedi yaşındaki çocuklar bile başarabilir. Evet, mesele teorikte bu kadar kolay ve basittir; fakat pratikte bazen hiç ummadığımız kadar zor ve karmaşık olabilir. 

Meselâ bakın, şurada beş adam saf olmuş, namaz kılacaklar. İçlerinden niyet ediyorlar:  

Birinci adam: Niyet ettim kim olduğumu anlamasınlar, beni aralarına alsınlar, diye namaz kılmaya. 

İkinci adam: Niyet ettim ne güzel namaz kılıyor desinler, beni âbid bilsinler, diye namaz kılmaya. 

Üçüncü adam: Niyet ettim patron namazda görsün, zam payımı yüklü bölsün, diye namaz kılmaya. 

Dördüncü adam: Niyet ettim kızı bana versinler, dâmâdımız dindar desinler, diye namaz kılmaya. 

Beşinci adam: Niyet ettim Allah rızâsını kazanmak, kulluk borcumu azaltmak için namaz kılmaya. 

Evet, niyetleri ancak Allah duyar; lâkin niyet bâzen, ter gibi olup insanın yüzünden, gözünden sızar. Bunu da kimi kullar sezer. Gördünüz işte, adamların ilki münâfık, ikincisi riyâkâr, üçüncüsü para canlısı, dördüncüsü de çıkarcıdır. Beşinci adam ise eğer söylediğinin idrâkinde ise ihlâslı bir inanan, değil ise iyi niyetli; fakat şuursuz bir Müslümandır.  

Şimdi, hadi kendimize soralım: Ben bu beş kişiden hangisiyim? Yoksa altıncı bir adamım da oburca yediklerim erisin, spor olsun diye mi namaz kılıyorum? Yoksa yedinci biriyim de kıldığım namazlarla böbürlenmeyi, kılmayanlara cehennem bileti kesmeyi mi plânlıyorum? Namazlarım yarar mı yaramaz mı? 

Sâhi, namazlarımı edebine riâyet etmeden, zarûret savarcasına mı kılıyorum? Namazı nimet mi yoksa külfet mi sayıyorum? Acep ne hastalığım var ki namaz kılmaya bu kadar üşeniyorum? Okuduğum âyetlerin farkında mıyım? Secdelerde huzur içinde miyim? Kazâ namazlarımın derdinde miyim? Kıyamda dururken gaflette miyim, kendimde miyim? 

Demiştik ki namaz, sessiz bir eminlik vaadidir. Müslümanın bu vaadinde samîmî olması, kendini ve başkalarını aldatmaması beklenir. Bu da kişinin, namaz dışındaki hâllerinden belli oluverir. O halde dönüp bakalım ve yeni sorular soralım:  

Namaz kılıyorum; ama kaç kişi ödemediğim borçlar sebebiyle mağdur, daha dün kaç liralık fâiz yedim? Namaz kılıyorum; ama geçenlerde hangi din kardeşime art niyet besledim, gözlerimi yine hangi çirkin filmle kirlettim? Namaz kılıyorum; fakat her fırsatta neden dedikodu ediyorum? Hem namaz kılıyorum hem kahve falı bakıyorum, neyin nesi? Namaz kılıyorum. O halde neden olamıyorum selim ve mütevâzî? Hem namazım var hem içkim, değil mi abes?! Hem secdeye varıyorum, hem nasıl da rahatça günah işliyorum, pes! Güyâ kıyamda duruyorum; ama neden îcâbında bir mazlûmun hakkını savunamıyor, çıkaramıyorum ses? Kıldığım nasıl namaz ki bana bile fayda etmez?  

Bu soruların hepsi, niyeti doğrultmak gâyesiyle cevaplanmalıdır. Çünkü hâlisâne niyet edilmiş bir namaz, yarar. Namaz kılanın dîni sağlam addedilir. Çünkü namaz dinin direğidir ( 5). Namaz kılandan cömertlik beklenir. Çünkü namaz kılmak sadakadır ( 6). Onu edâ edenin karanlıktan ve karanlık işler yapmaktan azâd olduğu umulur. Çünkü namaz nûrdur ( 7). Peki ya umduğuna, kaç Müslüman kavuşmuştur? Namaz kılan kaç adamda Yusufluk büyümüştür? Namaz kılan kaç adam nefsine hâkim olmuştur? Namazda saf olduğu gibi, kaç Müslüman namaz dışında da kardeşleriyle yan yanadır? Yoksa namaz biter bitmez ayrılık, küskünlük ve kavgalar mı başlamadadır?  

Îmân ettim demek, kolay ve basit bir iş değildir. Gereklerini yerine getirmek, ondan da zordur. Şeytan, görevinde böylesine hırslı, etraf böylesine tuzaklarla çevrili ve yolun birçok yeri çukurlarla doluyken, Müslümanca yaşamak çetin bir iştir. Neyse ki zahmette rahmet vardır ve elbette hayra ulaştıracak her mücâdele haktır. 

En netice namaz, şekilden ibâret kalırsa, yaramaz. Rûha huzur, ahlâka güzellik katamaz. Mesele; namaza dururken, içindeki şeytanı durdurmak, nefsin isyânını susturmaktır. Ne vakit hakkıyla kılarsın, o vakit yarar namaz, anlarsın. Ondan sonra yolda kalmak ne kelime, bilakis, ağırlıklarından kurtulmuş olarak, hatta yolda kalmışları da alarak, Hakk’a doğru koşarsın. 

Kıl ki kalmasın ne gizli ne de açık bir maraz. Kıl ki biiznillah korur, münkere settir namaz

..........


(1) Buhârî, Îmân 4 – 5
(2) Müslim, Îman 164
(3) Tirmizî, Îmân 3
(4) Ankebut, 45
(5) Tirmizî, Îmân 8
(6) Müslîm, Müsafirîn 84
(7) Müslim, Tahâret 1

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square