Kim Yorulur, Kim Dinlenir?

Dinlenmeyi öğrenmeyen, kabirde nasıl dinlensin?
Ey nefsim! Vaktin azaldı, çalışıp “Din”lenmelisin. 

&

“Yoldan geldim, yorgunum” diyorsun. Telâş yapmadan, kaçıp kovalamadan gitmişsen, yol seni niye yorsun? Saatlerce sürmüş olsa, mola yerinde abdestini alıp namazını kılmışsan, “tebdîl-i mekânda ferahlık olur” da, yolculuk, hatta dinlendirir. Şaşıran, sapan yorulur. Güzelce giden dinlenir. 

Allah, faydalı ve gerekli olan her şeyi helâl kılmış. Helâlinden yiyip içen, giyinen; helâliyle zevk eden neden yorulsun? Sınırları gözeten, haddini bilen yorulmaz. Yaşadıkça gençleşir, zindeleşir. Hayat böylesi için, cennetten bir cüz olur. Harama meyleden yorulur. Helâlle yetinen dinlenir.  

Her ânını kulluk şuûruyla yaşayan kimse der ki: “Yâ Rabbî! Bana ne şekilde görünürse görünsün, yaşadığım her tecrübede, Sana yaklaştıran bir yan vardır”. Bu kimse, olmamış, olması muhtemel ya da olmuş hiçbir şeyden ötürü, yersiz endişeye kapılmaz. Endişelenen yorulur. Teslim olan ve tevekkül eden dinlenir. 

Hiç, hak yiyenle, hakka riâyet eden bir midir? Birazcık vicdânı varsa, hak yiyen kişiye hayat, zindan olur. O halde kimsenin parasını, nâmusunu, huzûrunu çalmayacaksın. Hırsızın kaderi kaçıp saklanmaktır. Saklanarak hayat mı geçer? Sen sen ol, ortada ol. Ortaya konamayacak işten uzak ol. Suçu olan yorulur. Ak ve açık alnı olan dinlenir. 

Her fırsatta, hep bir şeyler yemek sûretiyle, midesine yük üstüne yük bindiren kimse, uykusunda bile dinlenemez. Oburluk eden yorulur. Doymayı bilen, dinlenir.  

Ne kadar koşarsan koş, bir gün duracaksın. Nihâyetinde kabir denen bir çukurun başında durup, bir el başucundan, bir el de ayakucundan asılacak da, bedenini toprağa bırakacaklar. Neyi ne kadar başarırsan başar, neyi ne kadar biriktirirsen biriktir, ne uğurda ne kadar uğraşırsan uğraş, gideceğin yer belli. Madem gerçek bu, kendine ve çevrendekilere zulmedercesine “hırsla” değil, rahmet olmak üzere, “denge” ile yaşa. Hırs yapan, kazanmak adına bazen yanlış yollara tevessül eder. Çalış, kazan, başar; lâkin durmasını bil. Payına düşenden râzı olana, Cennet kapıları açılır. Kanaatsizlik edip, hem dünyada hem de ukbâda mahpus olmaya, en netice arkada bırakıp gideceği bir dünya için, kendini paralamaya ne gerek var? Üstelik sen bir de yorulunca, bunun acısını yakınındakilerden çıkartıyorsun. Başkasına yük edeceğin yorgunluğu çekme. “Bütün gün çalıştım, canım çıktı!” diyeceksen, daha az çalış. Dünya için ölçüsüz yoruldukça, ukbâ adına “kaybeden” oluyorsun. Bırak da gözün doysun. Hırs yapan yorulur. Kanaat eden dinlenir.  

“Desinler” kaygısıyla giyiniyor, “ne derler” endişesiyle ibâdet ediyor, “görsünler” telâşıyla dolaşıyorsan… Allah rızâsını kazanabilmek gibi eşsiz bir gâye dururken, insanların gözüne girmek derdine saplanıp kalmışsan, Allah sana acısın. Bu kaygılarla gidenin, riyâdan yaka kurtarması zordur. Değmez! Nispet olsun için yaşayan yorulur. Allah için yaşayan dinlenir. 

Hep, bardağın boş tarafına bakmak, gözü de gönlü de hâlsiz bırakır. Hele de “olana ve olmayana şükredebilecek” olgunlukta değilse insan, umut edebilmesi için, dolu tarafı seyri ihmal etmemesi gerekir. Her hâdiseye negatif tarafından bakmayı bırakmadıkça, hayattan tat ve ders almak mümkün değil. Hem, nereye kadar sızlanacaksın ki!? Hadi artık, biraz da iyiliği, hayrı, güzelliği, lûtfu, ikrâmı gör de şükre yaklaş. Nankörlük eden yorulur. Şükre devam eden dinlenir. 

Tamam. Kendine ettiğin haksızlıklar dışında, bir de başkaları eliyle uğradığın zararlar var, kabul ediyorum; ama de ki, affetmemekten ne hayır gördün? Affa yol vermeyen o katılıktan ne kazandın? Bu, zihnini daha çok yormandan, yüzünü daha çok asmandan, içini nefret ve intikam arzusuyla doldurmandan başka ne işe yaradı? Sadece yoruldun. Affetmeyi bilmeyen yorulur. Affeden dinlenir. 

Senin sebeplere çatışın, aslında müsebbiple kavga edişindir. Bu güne kadar, Allah ile harp edip de kazanan mı olmuş?! Haddini bil! Kaderinle ve nasibinle kavga ederken, bunları senin için takdir edenle kötü oluyorsun! Bırak kavgayı! Önce kendinle, sonra da herkesle ve her şeyle barış! Huysuz çocuklar gibi somurtup durma! Zaten o vakit, sevimsiz bir şey oluyorsun. Unutma: Kavga eden yorulur. Barışan dinlenir. 

İki iyi iş başarınca, kendini mutlu hissediyorsun. Bunda bir beis de yok, sevin tabii; fakat bazen, o iyi işleri kendinden bilmen yok mu, işte bu sana hiç yakışmıyor. Allah kuvvet vermese, neye güç yetirebilirsin ki? Kendini iyi hissedişin seni, kibirlenen değil, Allah’a şükreden bir kul etsin. Dikkat et. Sadece gayrete memur olduğunu ve her türlü neticenin, Allah’a ait olduğunu aklından çıkarma. Böylece, başına ne gelse sevinir, “ben doluya değil, onu kimin yağdırdığına bakıyorum” der, canın acısa da gülümsersin. “Ben” diyen yorulur. “Allah” diyen dinlenir. 

Bazıları ekmeği elden, suyu da gölden kendi kendine gelecek zannedip yanılıyor. Yemek istiyorsan, kalkıp pişireceksin. Bunun için de kibrite, bıçağa, suya dokunacaksın. Tuzu kazanacak, yağı arayacaksın. Hem çalışmak, en külfetsiz tedâvîdir. Çalışmayan yorulur. Çalışan dinlenir. 

Lâğım suyu koklayan yorulur, gül koklayan dinlenir. Şerle meşgûl olan yorulur, hayırla maşgul olan dinlenir. Dikkat et! Kendini balığın karnına kendi ellerinle atıyorsun. Yorgunlukların çoğu, nefsinin hataları ve hastalıkları yüzünden gelir. Madem böyle, “Din” lenmeyi bilmek lazım. Ya din nedir? İslâmiyettir! 

Hak yolunda, sapmadan ve saptırmadan güzelce gidiyorsan, helâl ile yetiniyorsan, Hakk’a teslim olmuşsan, alnın ak ve açıksa, kazanırken ve yerken kanaatkârsan, Allah için yaşıyor, şükretmeyi biliyor, nefsine karşı yapılmış haksızlıkları affediyor, öncelikle Hak rızâsını gözetiyorsan, kendinle ve nasîbinle barışık, “ben” deyip kibirlenmekten uzaksan, çalışkansan ve secdeye baş koyup, nefsinin zelilliğini, Rabbinin de azizliğini cân-u gönülden inanarak ikrâr edebiliyorsan, “Din” den pek güzel bir pay almışsın demektir. 

Din nasihattir. O halde şunu da iyi duy: Dinlenenler, hakkıyla “Din”lenenlerdir. Onlar, birçok meşgalenin içinde, nice insandan daha fazla çalışma hâlindedir. Engin deryâlarda, çok ağır yükler taşıdıkları halde, yine de sessiz, istikrarlı ve hızlı yol almakta olan yük gemilerine benzerler. Gönüllerine yerleşmiş kemâlât sebebiyle sükûnetlerini yitirmez, ham insana dağ gibi gelen imtihanları, basılıp geçilmesi gereken birer çakıl taşı addederler. 

Mâdem böyle, Allah’ım, dedim, içimizi de dışımızı da “Din”lendir. Bize İslâm’ın hakîkatini idrâk ettir. Dinlenmeyi öğrenmeyen, kabirde nasıl dinlensin? Ey insan! Vaktin azaldı, çalışıp “Din”lenmelisin.

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square