Hazım

Hazmedersen şifâ olur, hazmedemezsen zehir. 
Hâzım ol, kâzım ol da kalmasın kalbinde kir (1). 

&

Îmânın verdiği sabırla, her secdede tekrarladığın “subhâne rabbiyel âlâ” sözü var ya… İşte ey dil, onu söylerken samîmî isen, Rabbinin takdîrinde kusur arama. Zâtında hatâ ve eksiklik bulunmayan yüceler yücesi Allah, hiç yapıp ettiklerinde kusurlu olur mu? Az kaldı. Sen, âşıklar gibi bakıp, her olanda bir hayır ve güzellik bulacaksın ya, önce hazmetmelisin. Zîrâ şifâ, hazımdan sonradır. 

Bazen, bir acıyı, daha büyük bir başka acıyla unutman gerekir. Bazen, üzerine ne yaşanırsa yaşansın, eski hep dipdiridir. Sancı dinmeyip daha da çoğalırsa, hazmetmek için uğraş. Bunu, birilerini düzeltmek maksadıyla değil, Allah rızâsına erişmek umûduyla yap. Duymadın mı, Yûsuf aleyhisselâm, kardeşlerini affetti ya, onun affı, kendisini öldürmeye azmetmiş olan kardeşi Yahuda’nın ahlâkını değiştirmedi. Vakti geldi, İsrailoğullarının başına geçti ve hep beraber Firavun belâsını hak edecek kadar sapıttılar. 

Sen de bir kardeşin tarafından kuyuya atılabilirsin. Mâhiyeti değişebilir. Su kuyusu olmaz da, utanç kuyusu olur. O olmaz da öfke kuyusu olur. Yaptıkları yüzünden, mağdur olduğun kardeşini, öncelikle kendi sıhhatin için affet. Elbet “bir el uzansa da kurtarsa” diye bakarsın. Sen bakarken, “yapacak bir şey yok” deyip bakışlarını kaçırıyor, bilmek için çırpındığın; ama bilemediğin bir sebeple, en kudretli zannettiklerin bile âciz kalıyorsa, hazmetmesi daha da zordur. Secdelerde sarsılarak yalvardığın Allah, hükmünü icrâ edene dek, karanlığa sabret. Takdîri hazmet. Zaten hiç şakası yok! Hazmetmezsen, maazallah, delirirsin! Değer mi?!  

&

Bazı lokma diken gibidir! Çiğnemeye, ezmeye, yutmaya çalıştıkça ağzın, dilin, parçalanır. Bu hâlini görenler, “keşke yemeseydin”, derler ya, işte, lokma bu, nasiple gelir, ne kadar kaçsan da seni yakalar. Ağrılarla kıvranırsın. Kusmak ister, kusamazsın. Sanki yaralar, sanki deler! Hele de nârinsen, hele de ilaç zannettiğin irin çıktıysa, vaziyet ne kadar beter. Yine de gereğini yap ve de ki: 

“Ey ömrümün törpüsü! İyi bil ki gamzende boğulmayacağım! Şifânı alıp posanı atacak, kabuğunu soyup özünü çıkaracak ve şerrindeki hayrı bulup aşk ile sımsıkı sarılacağım! Sen sebepsin, ben ardına bakacağım! Sen gölgesin, ben aslına akacağım!” 

Bunu dedikten sonra, var gücünle hazmetmek için uğraş. Allah, gözlerine izan, kalbine hakîkatli îmân versin de bu vesîleyle nice üstün makamlara ulaş. Zaten, hiç şakası yok! Hazmetmezsen, maazallah, zehirlenirsin! Değer mi?!

&

Senin gibi milyonlarcasının derdini, yükünü, çilesini, kusûrunu hazmedip durmakta olan bir Güzel’in evlâdı iken, sana ne oluyor ki bir tek mes’eleyi hazmetmekten âciz kalıyorsun. Sen değil misin ona benzemek isteyen? Sen değil misin cennette Cemâl dileyen? Zor ve ağır gelse de, akılcığın ermese de, gönlün kabûlden mahrûm ise de söz tutacaksın! “Bana yapılanları hazmedemiyorum” deyip öfkeni bileyliyorsun. Bu yetmezmiş gibi, bir de “Hayır, ben mâzîye şal atamıyorum, gel, Allah rızası için sen üstüme toprak at!” deyip ölmeyi istiyorsun. Bu yaptığın kolaycılıktır, kaçaklıktır.  

“Uğrunda ölümü göze aldım” diyeni duyarsın. Bunu söyleyen, senin için hayâtın zorluklarını da omuzlamadıkça, sözünde yalancıdır! Seninle birlikte bir hayâtı göze alamayanın, “senin için ölürüm” sözü palavradır! Öylesini, sıkıntıların ucunu görür görmez vazgeçtiğinde tanırsın; lâkin işte, şakası yok! Hazmetmezsen, maazallah, yıkılırsın! Değer mi?! 

&

Kendini bırak da ağaçları dinle! Onların tevâzû, heybet ve âhenkle, sağa sola eğilerek “Allah” dediklerini duymuyor musun? Sen hem kebap istiyorsun, hem dişini yormuyorsun. Hem huzûru arıyorsun, hem yolunu sormuyorsun. Neticesini düşünmeden yediğin haram lokmalar yüzünden, bak, nicedir şişkinlik çekiyorsun. Zaten şeytan da rahat durmuyor. Sen ne zaman affetmeye niyetlensen, olanca sesiyle bağırıp, “Affetme! O buna lâyık değil!” diyor. 

O, bed sesiyle bağıradursun, Allah azze ve celle buyuruyor: O takvâ sâhipleri, bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri sever” (2). Bu hakîkati unutmazsan, hazımsızlığın gider, hazım sızın hafifler. Hem zaten, şakası yok! Hazmetmezsen, maazallah, aklını kaçırırsın! Değer mi?! 

&

Yaşamış insanla yaşlanmış insan arasında, dağlar kadar fark vardır. Bilmem mi, sen de yaşadın. Üstelik bâzı üzüntüler üzerine yapışıp kaldı. Kim ne yaparsa yapsın, ölene dek gidecek de değiller. Can acısı olup, ömür boyu sana eşlik edecekler. Lâkin onlardan ötürü umûdunu yitirip kulluğu terk etmeyeceksin! Hayırlı işler yapmaktan vazgeçmeyeceksin! Hizmetten uzak ve geri durmayacaksın! Rabbine, bu günleri aratmasın, yaşadığın acıların benzerinden ve beterinden saklasın, bâri öldükten sonra kederin kalmasın, diye duâ edeceksin. Hiç kolay değilse de payına düşen kederi ağırlayacaksın. 

Hem unutma: Uzaklarda sanırsın; fakat belâ çoğu zaman dibindedir, tebessüm ederek gelir, tatlı sözlerle kalbini sıvazlar. Çoğu zaman münâfıktır belâ! Yapacağını, sezdirmeden, fark ettirmeden, iki yüzlülükle yapar. 

Bir de şuna dikkatini çekerim: Kimileri, başlarına gelen sıkıntıyı hazmedemeyip, bütün bir beldeye mâl ederler. Meselâ derler ki: Bu şehirden adam çıkmaz! Şu şehirdeki kadınların hepsi nâmussuzdur! O şehirdekilerin cümlesi uğursuzdur! Hazımsızlık insanı ahmak ediyor olmalı ki işin iç yüzünü bilmeden konuşur, o beldelerdeki bütün iyi adamların ve şerefli kadınların vebâlini sırtlarına alırlar. Gerçi bu aklı kıtlar, bakışları gibi kalın bir kafaya ve tavırları gibi kaba bir sırta sahip iseler, daha nicesinin vebâlini yüklenip taşırlar ya Allah aşkına, hamallığın ne lüzûmu var?! 

&

Ekmeğin, cana can katan bir kokusu olduğunu ancak, açlar bilir. Lâkin ne kadar aç olursan ol, midesi geniş olma. Hazmet dediysek, onun da bir sınırı var. 
Meselâ, yetime ve dula art niyetle bakanı; Allah’tan değil de kuldan utananı hazmetme, tardet! Lâf getirip götüreni, bir arsızlık görünce bıyık altından güleni, hazmetme, îkâz et! Yiğitsen, nefsinin yanlışını da hazmetme, cezâlandır, yola öyle devâm et! Daha zor; ama Hak katında daha makbûl olanı da söyleyeyim: Tüm bu saydıklarımı ve kendini Allah için bağışla, hayra döndür, ihyâ et! 

…Ve şükret ki üstâdının ellerinde kerpiçsin. Duâ et de bırakmasın, sen himmetsiz, bir hiçsin. Yaprak bile Allah azze ve cellenin izni dışında düşmezken, sen kendi düşüşünü, başıboş ve hikmetsiz mi zannedersin? Birinci imtihânı güzelce geçemezsen, Allah sana ikinci bir imtihan hazırlar. Birinci sebebe takılıp kalırsan, Allah başka sebepler halk eder. Aslolan sensin. Aslolan senin öğrenmen, olgunlaşman ve anlamandır. Konuyu kavrayıp maksada ulaşman için ne kadar sınanman gerekiyorsa, o kadar sınanırsın. 

Hazmedersen şifâ olur, hazmedemezsen zehir. Hâzım ol, kâzım ol da kalmasın kalbinde kir. Îtirâz etme de hazmet. Zîrâ hiç şakası yok! Hazmetmezsen, maazallah, çıldırırsın! Değer mi?!

………

 

1-Hâzım: Sindiren.
Kâzım: Öfkesini ve hırsını yenebilen.
2-Âli İmrân Sûresi /134

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square