Güveçle Türlü

Türlü türlü söz dedik, kimi tuz kimi mısır.
Çiğ kalmasın gel sabret, bir güveç gibi pişir. 

&

Koptun mu, deniz yıldızı gibi kopacaksın… Gövden, kopan koluna güç verecek. Kolun yeni bir gövdeye dönüşecek. Yeni yıldızlar parlayacak senden! Yok öyle kopup da sönmek! Koptun mu, solucan gibi kopacaksın. Kopan parçandan yeni bir sen çıkacak. Yok öyle kopup çürümek!

&

“Gözüme görünme!” sözü, duyanı yaktığı gibi, diyeni de yakar. Sevdiği, ümit beslediği, aynı dava için yorulduğu birine “gözüme görünme! demek, durduk yerde olmaz. Ve şüphesiz, böylesi bir durum, diyene de duyana da ağırdır.  

&

Eğer kemâlâta, ilerlemeye ve müspet bir değişime vesile olmuyorsa, okuduğu her kitap, kişiyi biraz daha “merkep” yapar.

&

Yol sorduğun herkese güvenme. Kimi duyduğuyla, kimi sandığıyla, kimi bildiğiyle tarif eder. Dilerim bilene denk gel veya bir haritaya bak. Değilse çok dolanırsın. Gerçi, düğüm olmadığın sürece, dolanmak da iyidir. Tecrübe kazanırsın.  

&

Arabasına iki tanecik çizik attı diye, diğer şoförle deli bir kavgaya tutuşanın, ya başka bir derdi, ya aklından zoru ya da başına gelecek belâsı vardır. Allah hiç birimizi, “dünya malı için, gönül kıran” etmesin.

&

Beden yorgunluğunu küçümseme. O öyle bir nimettir ki, bedeni yorgun olanın kafası dinç kalır. Zira nefsin fısıltıları ancak, “meşgul” olan kişi için duyulmaz olur. İşte o vakit hayat da, tadına doyulmaz olur.  

&

İdareciler personeli idare eder. Zaten bu sebeple o işin başına getirilmişlerdir. Bunda bir gariplik yoktur. Tuhaf olan şu ki bazen, personel idareciyi idare eder. İşte böyle yerde sanırım Allah, tüm personeli kendine yaklaştırmak dilemiştir de, o idarecilerin basiretsiz, samimiyetsiz ve anlayışsız hallerini, buna sebep eder. 

&

Herkes kendince merhametli, kendince âbid ve kendince sevgili… Meselâ, çocuğunun her istediğini alan bir baba, kendince çok merhametli. Beşine beş ekleyerek namaz kılan ve bunu neredeyse reklam ilanı yapan biri, kendince âbid. Sorsanız parkta koklaşıp duran iki densize, onlar birbirine sevgili. Bunları düşününce, bir duâ edesim geldi: “Allah’ım, dedim, bize râzı olduğun merhameti, râzı olduğun ibadeti ve râzı olduğun sevgiyi lûtfet”. Gerisi, kendini kandırmaca! Gerisi külfet!

&

Aşk, o kadar kirletilmiş bir kelimedir ki, eminim ağzı dili olsa, her ânını kederle feryat ederek geçirir. Zira insanların bir çoğu, onu kendi zanlarıyla tanımlar. Aşk denince aklına “aşne fişne” gelen ile aşk denilince gönlü titreyip gözyaşı döken bir midir? Elbette değil. Gerçi meydan; tutkuyu, günahı ve hırsı aşk sananların meydanı; ama olsun, bu dünyada bizim adımız zaten “gurbetçi” dir. Yarın mahşer meydanında, her bir şeyin hakikisi seçilir.

&

Ne garip! İnsanlar, hakkı duyunca kırılıyorlar. Bir de haksızlığa uğrasalar, kim bilir neler olacak? Boşuna dememiş büyükler: “ihvan pamuk ipliğinde, okşamasak, çoktan kopacak…”

&

Fasulyeden “kabak tatlı”; naneden sarma olmaz. O zaman ne olur? Olacağı şu: Fasulyeye tuz, kabağa şeker katarsın. Naneyi de mercimek çorbasına atarsın. Zaten bunları yapınca, sarmanın ne demek olduğunu anlarsın. Bunaltmak değil, varlığına ve kabiliyetlerine saygı duyarak, yanında olmaktır sarmak. Allah tüm mahzun dallara, öyle sarmaşık versin.  



Ah düdüklüm düdüklüm! Sen böyle iki büklüm, olacak bir kap mıydın? Isınır kaynardın da, açmaya korkarlardı. Hârının şiddetinden, çekinir ürkerlerdi. Dedi “onlar altımda, ateş varkenki günler. Dert ateşi sönünce, nohut da, heybet de beni terk etti.” 

&

Allah kime çokça mahâret, kendi kendine yetecek kudret ve Zâtına hasret lutfederse, sıkıntı o kimseye arkadaş olur. 

&

Pire için yorgan yakma. Kış gelip ayaz olunca üşürsün. Lakin tedbirsiz de kalma. Rahat vermez de, kaşınır durursun.  

&

Biri dedi ki: “Bunda da bir hayır varmış deyip, “Sevgili Yâr”e havale etmeli bütün işleri... İnsanın gönlünde, yaratana muhabbeti gölgeleyecek hiçbir sevgi büyümemeli... Eğer bir mesele, yaratılmışlara duyduğumuz hüsn-i niyet ve hüsn-i muamelemizi “itidale” çekmişse, bu elbette hayırlıdır.” Doğru söze ne denir? Amennâ…  

&

Bazı söz kuru fasülye gibidir, bazısı mısır. Kimileri tuz gibidir, kimisi şeker. Her bir sözün hazmı başka türlüdür. Her sözün bünyeye yapacağı etki de başka. Bazen sana dokunan, başkasına şifa olur. Senin için bir anlam ifade etmeyen, bir başkası için hayatın bütün anlamı olur. Bunların hepsine eyvallah. Lakin Allah teâlâ, sözü, hazımsız kimsenin bünyesinde kokuşmaktan korusun. 

&

Güveç öyle çok tercih edilen bir kap değildir. Zira hem ağır, hem de bir düşmede kırılabilecek, topraktan mamul bir tenceredir. O mübarek öyle pırıl pırıl ve fiyakalı da değildir. Yıkarsın, kurulamayı unutur nemli bırakırsan, üstelik bir de küfleniverir. Hem ısıyı da çok geç içine alır. Tabanı kaba bir şeydir. Gel gör ki, onda pişen yemekteki lezzet, başka hiçbir şeyde olmaz. Çünkü sen ateşi söndürdükten sonra, onun içindeki kaynama durmaz. İçli içli, fokur fokur pişirmeye devam eder. Zaten onun sırrı bu halindedir. Tipine ve çilesine bakıp atarsan, güveç yemeğinin tadından da mahrum kalırsın; ama huyunu suyunu iyice anlayıp, gereğini yaparsan, çorbanın da, türlünün de en güzelini kaşıklarsın. Dikkat et! Görüntü seni aldatmasın. 

&

Uzun vâdede rahmet isteyenin, kısa vâdede zahmete râzı olması gerek. Başımıza gelenlerin çoğu, kolaycılık durağından yola çıkıyor.  

&

Zam denilince çoğu insanın aklına para geliyor. Halbuki zam, ille de muhasebeden zarf içinde gelen ikrama (paraya) yapılmaz. Bazen de hizmete, muhabbete, desteğe, şefkate zam gelir. Onların yoğunluğu ve tesiri yükselir. Doğrusu zammın âlâsı da böyle olur. Çünkü muhabbet, hizmet ve şefkat, paranın alamayacağı nimetlerdir. Matematiksel ifadeyle özetlersek, şefkat de, muhabbet de, hizmet de büyüktür paradan. Büyüklerin himmetine zam lutfetmişse Yaratan, hayra muhtaç olan için, bundan âlâ zam mı olur be insan?!

&

Türlü türlü konularda, birkaç sayfa söz söyledik hamdolsun. Dileriz her birisi, içinde ağır ağır pişeceği, güveç gibi bir gönül bulsun.

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square