Gözüm!

Defîne ararım dersen, çapa yetmez, kazma lâzım.
Daha çok ağlayacaksın, silmeye yâr, yazma lâzım. 

&

Zaman, ağrıya değil, şifâya odaklanma zamânı. Oysa bakışın hep geriye kayıyor. Önüne dönmen ve umutla yürümen gerekirken, arkandan çekiştirip duran sancılara yüz verme! Onların ayağına pranga gibi dolanmalarına îtirâz et. Çünkü ömür denen tek seferlik fırsat geçiyor gözüm.  

&

Bir yer, zannettiğin kadar temiz olmayabilir. Bir başka yer, sandığın kadar kirli olmayabilir. Zâhirine takılarak aldanmak yerine, hüsn-i zan ederek nasiplenmeye bak. Çünkü zannı güzel olan, temizden de kirliden de hayırlı nasip alır. Sen, sana yaraşırcasına güzel bak ki güzellik görebilesin gözüm.

&

Olsun. Faraza kardeşinin sana zararı dokunmuş olsun. Faraza artık sana bakamayacak hâle gelmiş olsun. Hatta yüzsüz olsun da suçuna rağmen yine de bakıyor olsun. Sen onu yine de sev. İçten içe onun için hep duâ et. Bunu nasıl başaracağını bilemiyorsan, bir yol göstereyim: Say ki affedemediğin o kardeşin için, koca bir ateş yakıldı. Orada, hem de herkesin gözü önünde, cayır cayır yanacak. Feryatları göğü kaplayacak… Dayanabilir misin? Sana ne etmiş olursa olsun, bu manzarayı için kaldırır mı? Sen affetmezsen o bîçâre, ateşin daha da büyüğünde, cehennemde yanıp duracak, yüreğin buna râzı mı? Râzı değilim affettim, yanmasın, diyorsan, Allah o kardeşini de bizi de senin hürmetine affetsin. Râzıyım bana ne, yanarsa yansın, diyorsan, Allah seni affetsin gözüm!

&

Aslolan, pişirenin ihlâsı ve kahvenin lezzetidir. Öyleyse, köpüksüzmüş, diyerek kötüleme de tadına bak. Zîrâ böyle yapmakla, ummadığın bir şifaya erebilirsin. Hakîkati ancak tadarak anlayabilirsin. Anlayınca ağlayabilir, ağladıkça temizlenirsin gözüm.  

&

Peşinden yürüdüğün ve önünde saygıyla durduğun bazılarının iç yüzünü bilsen, artık yanlarından bile geçmezsin. Beğenmeyip yüzünü ekşittiğin nicesinin de aslını bilsen, gece gündüz kapısında kul olmak istersin. Allah, nice hazinesini vîrâne içinde gizliyor ki sabırsızlar ve körler bulamasın. Nice de hazîne sandığımız vîrâne var ki öylelerinin üstüne yıkılmasından, Allah herkesi saklasın. Hâsılı, bulmak öyle kolay değil gözüm! Defîne ararım dersen, çapa yetmez, kazma lazım. Daha çok ağlayacaksın, silmeye yâr, yazma lazım.  

&

Kendini alamadığın ayıplar ve hayâlini kurup çağırdığın belâlar sebebiyle, başına nice iş gelir; ama sen yine de “Ben ne yaptım ki?” diye sorar, üstelik başka suçlular ararsın. Böyle yapmak yerine sus da utan, çünkü utanmak güzeldir. Utan, çünkü utanan, yanlışlarını tekrarlamamak için uğraşır. Utan, çünkü zaten Yaratan karşısında sana hep utanmak yaraşır. Hem belki böylece başın öne eğilir, boynun bükülür de, arz-ı endam edip kibirle yürümekten, Allah’ın kullarına, aşağılayan bakışlarla bakmaktan kurtulursun gözüm. 

&

Tuhafına gidebilir; ama şu sözümü iyi dinle: Eğer seni, bir mü’mini hor görmekten kurtarıyorsa, yaptığın hatayı öp, başının üstüne koy. Duy ki Rasûlullah aleyhisselâm ne buyurdu: Müslüman kardeşini hor görmen, sana kötülük olarak yeter (Müslim, Birr 32).

&

Taşkınlık yapıp haddi aşanlar iki türlüdür: Birinci çeşit, niyetini apaçık ortaya koyup davranır, korkuyla bağırıp kaçmana sebep olur. İkinci çeşit, niyetini usta bir avcı gibi gizler. Avını, yaptığı şirinliklerle gönlüne girerek kandırır ve kurnazlıkla tuzağını hazırlar. Böylesi karşısında iki hâl mümkün. 

Bir: Vaziyeti çabucak fark edersin; ama sana zevk verir, bile isteye tuzağa düşersin. Bu durumda mağdur değilsin. O halde yalandan bağırıp, kuru gürültüyle ortalığı velveleye verme.  

İki: Tuzağı fark edemezsin. İyi niyetinden ötürü şer bir niyet sezemezsin. Hem sevdiğin, can bildiğin kimseyi görünce sevinirsin. Ne zaman ki tuzağa düşer, yanıldığını anlarsın, bu durumda mağdursun; fakat o vakitten sonra bağırsan ne olacak? Herkes duyacak, çamur gitse, izi kalacak. O iz de boş durmayıp sâdece sana değil, koca bir câmiâya yapışacak. Mâdem öyle, nefsini bir kenara bırak. “Râzıydın ki ses etmedin” diyeceklerini, aleyhinde delil olarak öne sürebileceklerini bilsen bile, daha büyük bir zararı engellemek adına yine de sus, bağırma. Sıcak gözyaşları dökerek, başına gelene sabret. Şüphesiz gün gelir, ak ile kara ayrılır, hak yerini bulur gözüm. 

&

Hırsızlığın adını “hastalık”, arsızlığın adını “rahatlık” koydular. Soyunmak “cesâret”, o cesura (!) arsızca bakmak “adamlık” sayılır oldu. Seviye bu kadar düşünce insanların bazıları, hayvanların ortalıkta yaptığı işleri ulu orta yapmayı “hüner” zannetti. Sanki biri, “Ey ahâlî! Fazîletler ayıp, ayıplar fazîlet gibi sunula! Kavramlar karışa, ahâlî gaflet ve dalâlette yarışa!” diye emir verdi. Sanki Hak karşısında keçilenenler, o emri veren karşısında birer koyuna dönüştü. Kavramlar bu kadar birbirine girmişken, gönlü uyanıklara yakın durmak sana farz oldu. Bundan sonra etrâfa çok daha büyük bir dikkatle bakman, secdelerde daha çok yaşarman gerekiyor gözüm.

&

Yazılar; sesin tonunu, kalbin niyetini ve gönlün ateşini gösteremez. Bir insanı, yazılı bir delîle dayanarak suçlu ya da suçsuz sayabilmen için, onu çok yakından tanıyor olman gerekir ki çok iyi tanıdığın kişinin kalbi bile, çoğu zaman sana gizli bir sırlar âlemidir. O halde seyret, bir daha, bir daha seyret… Ve sonradan pişmanlık yaşamak istemiyorsan, işlerin görünmeyen yönünü de hesâba kat da gördüğünle hükmetmekte aceleci olma gözüm. 

&

Atmadan önce, içine dikkatlice bak. Çünkü senin çöp zannettiğine, altın parçası karışmış olabilir. Altın olmasa, gümüş olabilir. O olmasa ekmek kırıntısı olabilir. Her durumda, dikkatle bakmayı alışkanlık hâline getir. Asmadan, kesmeden ve dökmeden önce, tekrar tekrar kontrol et. Aklı az, tembel ve bakarkör olma gözüm.

&

Dedin ki: Ben, seni görmeme ve seninle görüşmeme sebep olan derdi seviyorum. Lâkin bundan sonra, seninle kavuşmama sebep olacak sevinci istiyorum. Dedi ki: Sen, derde şükretmeyi öğrendiğinde, özlediğin o sevince de kavuşacaksın. İşte o vakit dert ile değil, sevinçle ağlayacaksın gözüm.

&

Art niyet taşımayan, tertemiz bir bakışın var; fakat yetmez. Bu güzelliklerine firâseti ve siyâseti de ekle ki tadın kemâl bulsun. Kimseye küsme. Başına ne geldiyse, kendi elinle yaptıkların yüzünden geldi ( Şûrâ, 30). Her hataya düş de, eğer âşıksan, mâşûka şüpheyle bakmak gibi bir günâhı işleme gözüm. 

&

Kavga etmeden, küfretmeden, saldırmadan ve lâyık olmayanı dalkavukça kaldırmadan bakmalısın. Çiğ bağırtının gürültüden öteye gitmediğini kabul etmelisin. Seni, “piş piş piş” diyerek geceler boyu dizlerinde sallamış olan annen hürmetine, artık pişmelisin. Şu dediklerimi duymaz, şu yazdıklarıma kulak asmaz, bir “çiğ”nem etten, koca bir “çiğ”e dönüşüp kalırsan, yazık olmaz mı gözüm?  

&

Çok iyi öğrendim ki kimse yüzde yüz kusursuz değildir. Kimse yüzde yüz kusurlu da değildir. Allah, doğrularımızı gâlip, doğrulukla anılmayı nasip eylesin. Bir de öğrendim ki: Herkesin hayrı vardır. Herkesin şerri de vardır. Allah şerlerimizi hayra tebdîl, hayırlarımızı gâlip ve hayırlarımızla anılmayı nasip eylesin. Şimdilik diyeceklerim bitti, bu da son sözüm: Bakma öyle! Bakıp durma da âmin de ey gözüm! 

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square