Gökkuşağı

Ümitsizliğe düşüp, olma ye’sin uşağı!
Yağmurların ardından belirir gökkuşağı.

&

-Senin yerinde olmak istiyorum, dedi Damla.  

- Zaten, bilir bilmez isteme huyun yüzünden, hep böyle bir şeyler istiyorsun, dedi Gökkuşağı. Bu güne dek talep ettiklerinin kimine kavuştun, kimine hasret çektin. Gün oldu, vaktiyle çok arzu ettiklerin için, “kavuşmaz olaydım!” diye inledin. Gün oldu, hasret kaldıklarının özlemiyle eridin. Şimdi de renklerimin güzelliğiyle sarhoşsun; fakat renkli bir ışık olmanın bedeli nedir, düşünmüyorsun. Unutma! Her niyetin, bir diyeti vardır. Bana sorarsan, ne ben ol, ne de bil. Yok ille de “sen gibi olacağım” diyorsan, şunu bil: Hayran olduğun renklerimin aslı, yakıcı Güneş’ten ve yağmur damlalarından ibarettir. 

&

-Yok yok, yakıcı Güneş’i istemem, dedi Damla. Sadece rengârenk olmayı isterim!

-Et dile gelse de, kebap olasım var; ama ateşi istemiyorum dese, ne tuhaf olurdu. Senin şu sözün de, işte bu kadar tuhaf, dedi Gökkuşağı, gülümseyerek. Güneş ışığına mâruz kalmayan damladan, renk zuhûr etmez ki. Hayran kaldığın renklerin tümü, onun yakıcı beyaz ışığında gizlenir. Sen kendi başına, sadece şeffaf bir su torbacığısın. Güneşin ışığı bağrını delip geçmedikçe de öyle kalacaksın. O halde, eğer isteğinde samimiysen, Güneş ile iyi anlaşacaksın. 

&

-Tamam, dedi, madem öyle Güneş’le anlaşırım; fakat civarımda başka damla istemem, yalnızlıktan hoşlanırım, dedi Damla. 

-Demek öyle, dedi, Gökkuşağı. Anlaşılan o ki sen, “ben” ile iş yürür sanıyorsun. Hayır. Senden yansıyacak renklerin kuvvetlenmesini ve insanların gözlerine ulaşan bir nimete dönüşmesini istiyorsan, diğer damlalarla el ele tutuşacaksın. “Ben” olursan, zayıflarsın. Benini “biz” içinde eritmedikçe, kuvvet bulamazsın. Üstelik, gâyesizler pâyesizdir. Bencil ve yalnız bir hayat sürüp, onlardan mı olacaksın?  

&

-Dediğini yaparsam, bütün insanlar beni görüp beğenir ve yanıma gelmek ister mi?  

-Hayır, dedi Gökkuşağı. İnsanlardan sadece, gökyüzüne bakmayı akıl edenler seni görebilir. Onlar arasından da yalnızca, Güneşi ardına almış olanlar. İçlerinden seni çok beğenenler de çıkabilir; fakat onlar, kavuşmak arzusuyla sana doğru ne kadar yürüseler de, en sonunda bakarlar ki yine aynı uzaklıktasın. Sen herkese, baktığı açıya göre başka başka görünürsün. Kimileri bir dağın doruğundan bakıp, daire şeklinde olduğunu görür. Kimileri yerden bakar yarım daire olduğunu düşünür. Kimileri yarımın da yarımını görür sende. Zaten, bunun çok da önemi yok. Senin için önemli olan, diğer damlalarla birlikte olmak ve Güneş’e bağrını açmaktır. Mâdem ki ben olmayı isteyecek kadar bana âşıksın, şunu iyi bil: Aşk burağına binmiş olana yaraşan, seyircilere takılmak değil, yollar aşıp menzile ulaşmaktır.

&

-Ama ben hem korkağım, hem de biraz maymun iştahlıyım, dedi Damla. Ne olacak? 

-Ey Damla! Ağzından çıkanı kulağın duysun! Bu işler çocuk oyuncağı değil, dedi Gökkuşağı. Yolcunun güzeli, kaptana teslim olandır. Hakikatli yolcuysan, en son limana kadar gideceksin. Eğer böyle yaparsan, kaptan seni menziline vardırır. Yok, olmadık yerde ille de ineceğim diye tutturur, kafana göre gemiden atlamaya kalkarsan, köpek balıklarının da gıdaya ihtiyacı vardır, sana daha kim, ne desin? Korkaklığına gelince, o bir tek sende mi ki? Hayır, korku herkesin içinde yaşar; fakat sıradan insanlarla kahramanlar arasında bir fark var: Kahramanlar, korkularına mücadeleyi telkin eden, çok akıllı bir cesaret taşırlar.  

&

-Ama, dedi Damla, şöyle bir cüsseme baktım da, canım sıkıldı. Ben çok; ama çok küçüğüm! Benim yansıtacağım ışıktan ne olur?

-Ne güzel, dedi Gökkuşağı. İşte hakikati gördün. Hakikat bazen, can sıkacak kadar ağırdır. Evet, sen çok küçücüksün. Üstelik tek başına hiçbir işi başaramayacak kadar küçüksün. Senden sızacak ışık da pek zayıf; fakat günlerini bu hâlinden ötürü yas tutarak geçirecek değilsin. Yapman gereken şey, en büyük ummanların, en küçük damlalardan oluştuğunu hatırlamaktır. Kendi küçüklüğünü bil; lâkin kendini küçümseme. Sana çok ihtiyaç var. Dua et de Allah seni şer ile kirlenmekten korusun. Sana hayır ile temizlenmeyi ve nicelerini de temizlemeyi nasip etsin.  

&

-Sen büyüksün. Bu küçüğe öğütler verir misin?

-Öğüt, almak isteyene verilir. Madem istedin, renk renk öğütler vereyim sana, dedi Gökkuşağı, tebessüm ederek.  

Kırmızı öğüt: Allah, tüm sınamaları güzelce geçmiş, sağlam bir kul olarak görmeyi arzu ediyor seni. O halde, başına ne gelirse gelsin dağılma, imandan çıkma ve parçalanma!

Turuncu öğüt: Gecikenleri bekleyeceğim derken, seferinden olma. Güneş gibi vakitli ol da varsın, gecikenler seni kaçırsın.  

Sarı öğüt: Lüzumsuz merhamet ile sevdiğine zarar verme! Bil ki kumaş, iğne canını yaktığı taktirde elbise olup hizmet edebilecek. Değilse, topundan kesilmiş anlamsız bir parça kumaş olarak, öylece kalacak. Bir de şunu unutma: Harama meyledenin, meylettiği kimse tarafından buz gibi bir tavırla karşılanması, nimettir. Yusuf, arkasını dönüp kaçmakla, Züleyhâ’yı daha ağır bir kirden nasıl koruduysa, sen de civârındakileri öyle koru. Merhameti doğru anla. 

Yeşil öğüt: Ayarına güvenmiyorsan, ağyâre hiç güvenme. 

Mavi öğüt: İstîdâdınca okur, kapasiten kadar anlar, anladığınca mânâ kazandırırsın. Hiçbirine güç yetiremeyenin yapacağı en doğru iş, susmaktır. Gerektiğinde bütün varlığınla, sadece sus.  

Lacivert öğüt: İşlediğin bir yanlışlık sebebiyle, düşmanın önünde mahcup düşme! İmanlı kimseye, imansız önünde boyun bükmek yaraşmaz! Günahın seni sadece, Allah huzurunda boynu bükük bıraksın.  

Mor öğüt: Allah var. Allah yâr. Allah kâr. O halde O’ndan O’nu iste. Râzı ol, râzı olunmuş ol. Saf ol, temiz ol, azîz ol.  

&

-İşim zor görünüyor, dedi Damla. Benim için duâ eder misin?

- Allah sana fedâ etmenin, vefâ duymanın, edebin ve hak için kendinden geçmenin tadını tattırsın da, zorlar sana kolay gelsin. Allah seni kendisine yâr, dostlarına yâver etsin de belleğine ve bileğine kuvvet gelsin. Dilerim hiç yaklaşmasın şer ile fitne sana. Hadi artık! Oyalanma da gel, gel karış bana! 

&

-Biraz bekle, dedi Damla. Bekle de bu söylediklerini bir düşüneyim. 

-Hakk’a teslim olmak hususunda düşünmekle vakit kaybetme, dedi Gökkuşağı. Hayırda acele et! Ne çabuk unuttun, daha az önce söyledim. Güneş’in bir huyu vardır: Doğarken de batarken de kimseyi beklemez. Yetişirsen ne âlâ! Yetişemezsen, ertesi güne kalırsın. Ertesi günün de bir huyu vardır: Kimine gelir, kimine gelmez. Sana içinde bulunduğun şu andan fayda vardır. An bu andır. Onun da huyu, aceleci olmaktır. Çabuk gelir, çabuk geçer. Durma davran, geçiyor, hızla geçiyor ömrün. İşte bugün, sağanak yağmurun yağdığı gün. Şevki ümidi kuşan, şimşekten korkup kaçma. Güneş gibi nûr varken, bağrını ele açma. Ümitsizliğe düşüp, olma ye’sin uşağı! Yağmurların ardından belirir gökkuşağı.

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square