Borç Yiğidin Kamçısıdır

Pazar niçin karıştı, bir bakının, dolanın. 
Kredisi tükenmez, vasfı emîn olanın. 

&


Ortalık “denize düştüm, yılana sarıldım” diyenlerle dolu. Birileri böyle derken, yılanlar semirip, koskocaman oluyor. Vaktiyle çaresizlik içinde, zarûreten sarılanlar, artık bu vaziyete karşı alışkanlık kesbedip, önceki korku ve üzüntülerinden uzaklaşmış görünüyor. Kimileri “Ne yapalım canım! Devir yalnız adam devri! Allah benim günâhımı, biriktirdiği altınları yastık altında saklayıp, borç vermeyenlerden sorsun!” diyerek, durumunu savunur, suçunu da başkasına savurur hâle geliyor ki bu pek vahim. 

“Yiğidin kamçısı olan borç”, bulunmaz hint kumaşına döndü döneli, fâizin sadece tozu değil, kendisi, çoluk çocuğu, hısım akrabası da üstümüze bulaştı. 

Borç ne ki bu kadar bulunmaz olsun? Mecaza ve tevile hiç girmeden, direkt ifâde edelim: Geri verilmek üzere alınan şey. Ne gibi? Genel olarak herkesin aklına ilk gelen, para ve mal gibi. Bunlar kimsede yok mu? Olmaz mı, az ya da çok herkeste var. Var da niçin bulunmuyor? İnsanlar borç vermek istemedikleri için. Böyle olunca ne oluyor? Yılanlar şişmanlıyor. Neden? Çünkü onlar, borç almak için elini uzatanların, kolunu da yiyor.

Hiç olacak iş mi?! Hiç yiğit dediğin kolunu yedirir mi? Yiğit, delikanlıdır! Yüreklidir! Kahramandır! Yılan da neymiş!? Yiğit, canavarlarla bile cesurca karşılaşır! Hatta, civârdaki garibanlar, o yiğide güvenerek gönül huzuru içinde uyurlar. Yiğit dediğin, hem emîndir, hem mâsumların güvenliğinden mesûl. Sâdece kendisini değil, herkesi düşünür de, Allah için zâlimlerle savaşır! 

Yiğit hakkı söylemekten çekinmez, bâtıl karşısında dimdik durur. Yiğit nefsiyle değil, Rabbiyle yürür. Art niyetliler onu görünce, korku ile ürperir. Onun kalbini titreten biricik sâik ise Rabbinin muhabbetini kaybetme endişesidir. Bu sebeple, O’nun rızâsına aykırı her türlü işten kaçınır. Dünyâda bazı mahrûmiyyetler ve sıkıntılar yaşamasına sebep olsa da, bu tavırda sâbit kalır. Kapısını harama kapatıp, helâle aralar. Zâhirde gariban gibi dursa da, hakikatte ne fakirdir, ne nâçâr! Gözü pek, yüreği merttir. Kötüler ondan kaçar. Zayıflar derdini ona açar. 

Hiç, bir insan yiğit olur da Allah rızâsına uygun borç bulamaz mı yahu, bulur! Hatta, halkın iyi niyetlileri, öyle yiğidi bağrına basar da, borç vermez, karşılıksız ikrâma durur. Lâkin o yiğit, aynı muhâcirin yaptığı gibi, yardım edicilerin iyi niyetinin üstüne atlamayıp, çarşının yoluna koyulur.  

Yiğidin en üstün tanıdığı, bildiği; aşk ile çekildiği ve çekindiği tek mercî vardır: Allah! Yiğidin vicdânı sağlıklı, rûhu aydınlık, aklı berraktır. Birilerinin değil, Rabbinin rızâsını kazanmak arzûsunu kuşandığından, zulmün işgâline kapalıdır. İlâhî rızâya muhâlif bir iş yapmak, onun karakterine aykırıdır. Böyle bir duruma rüyâsında bile düşse, tövbeye durur. Müfettişi vicdânıdır. Bu devirde böyle yiğit olur mu? Olur kardeşim, olur! 

Hem böyle yiğidin bir de kamçısı olur! Yiğit bu kamçıyla nefsindeki tembelliği, gafleti, sorumsuzluğu ve bencilliği döver. Yiğit olanın eli, zâlime kalkmadan önce nefsine kalkar. Onun dili, muhatabını suçlamadan evvel, nefsinde kusur arar. Rastgele işi yoktur, gerekirse kılı kırk yarar! Kamçı yiğit adamın elindeyse, mazlumu değil, zâlimi acıtır. 

Borç yiğidin elinde, böyle kamçı gibi olduğunda, alacaklı sevinir. Çünkü yiğit olan, borçlu ölmenin ne büyük bir vebal olduğunu bilir de, o borcu ödeyene kadar çalışır, didinir. Yiğit, ödeyemeyeceği borcun altına girmemek için kanaat eder, lükse ve isrâfa yüz vermez. Borcunu geciktirmemek için gayrettedir, uyuşukluk göstermez. Her an ölebileceği ihtimâlini unutmaz. Vefâtı hâlinde de alacaklıyı mağdur etmemek için, borcunu emin bir makâma, vasiyetle havâleyi ihmâl etmez. Yiğit sözünün eridir! Borcunu söz verdiği vakitte öder. Kandırmaz, oyalamaz, ertelemez.  

O halde “borç yiğidin kamçısıdır” deyip, borç üstüne borç açmaya niyeti olanların, kendilerine dönüp bakmaları ve “bende yiğitlik var mı?” diye sormaları gerekir. Zira yiğit olmadan kamçı tutanlar yüzünden, ortalık karıştı. Bir çok zengin, geri ödemeyeceğini düşündüğünden, borç arayana, “bende de yok ki” diyerek, ağlamaya alıştı.  

“Kredim tükendi” diye sızlanan varsa, bu netîcenin dâvetçisi olup olmadığına baksın. Şu cümleler diline tanıdık geliyorsa, başka suçlu aramasın: 
-O benim ağabeyim, alacağını vermesem de olur! 
-Zaten zengin, ona dokunmaz, borcumu ödemesem de olur! 
-Ne önemi var canım, verdiğin iki kuruşu mu yazıyorsun? 
-Tamam tamam, bu sefer son dedim işte, niye sıkıştırıyorsun?! 
-Hani biz arkadaştık! Sen de mi beş kuruşun hesâbını yapıyorsun?! 

Hayır! Yiğit olan bu cümleleri kurmaz. Çünkü yiğit olan, yanlışına kılıf uydurmaz. Sözünü tutamadığı yerde mahcûp olur yiğit, ukalâ olmaz! Borcunu, alacağını tabi ki yazacaksın. Hem yalnız da olmayacak, şâhitler tutacaksın! Yiğit adam, senet yapmaya alışır, kimin ümmeti olduğunu unutmaz. Kişi, kendi eliyle eminliğini baltalamışsa, zamanla dostu da arkadaşı da kalmaz. Borç, dostlukla alışverişi karıştıranın, ancak prangası olur, kamçısı olmaz.  

Kamçı, gayret olsun diyedir. Hem kendi arkası dururken, kişinin başkasına vurması da niyedir? Borcuna sâdık olmayan insan, haddi aşan sisteme katkıda bulunmuş olur. Çünkü o insana güvenmeyenler, onun gibi zannedip, diğerlerine güvenmekte de zorluk çekerler. O insan gibi olmayan diğerleri, onun yüzünden mağdur kalırlar. İşte bu mağdurların haram kapısını zorlamalarında, borcuna sâdık olmayan herkesin, böylece payı vardır. Çünkü onlar, sadece kendi kredilerini değil, kamunun güvenini de tüketirler.  

Sen, yiğit olmuş da borç bulamamışsan, korkma. Sana hîbe edecek, senden daha yiğit birileri elbet çıkar. Hem yiğit bazı adamdır, bazı kadın. Eğer ki bu sözümü anlamadın; işte misâl: Hazreti Meryem, îsâr ile ikrâm eden bir yiğitti. Allah azze ve celle ona, sebepsiz, vasıtasız, katından sofra lûtfetti. Allah, rızâsına muhâlif davranmayan samîmî kullarının, rızkına da borcuna da kefildir. 

Yiğit kamçısını, kendi kendine vurduğunda, alacaklıya, kolaylık göstermek yaraşır. Zaten her alacaklı, aynı zamanda bir borçludur. O halde alacağının peşine düşmeden önce, herkese, kendi borcu hususunda yiğitlik etmek düşer. Benim hiç yok, diyene, unuttuğu borçlarını hatırlatalım: 

Cânân’a aşk ile teslim edilecek can borcu. Günde beş vakit ihyâ edilecek namaz borcu. Alınan ve verilen her nefes için şükür borcu. Kalbini kırdığı insanların hatır borcu. Sıhhat ve îman karşılığında ödenecek hizmet borcu. Mü’min kardeşlerini kollayacak zimmet borcu. Anaya, babaya, ataya hürmet borcu. Sadaka-i câriye olacak zürriyet borcu. Teşekkürü edilecek hürriyet borcu. Bedeli ödenmemiş ve setredilmiş günahlar için tövbe borcu. Yakınlık ve af için secde borcu…  

Ey kendini alacaklı addeden! De ki: İnsanlara verdiğin, Hak’tan aldığından çok mu? Ve ey borçlu! Sen de de ki: Borcuna borç ekleyip duruyorsun, acep hiç aklın yok mu?

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square