İnsan Aldanır

Aldattım zannedenler, heyhât, aldanmaktadır. 
“Kazandım” zannı ile kaybedip durmaktadır. 

&

Aldanmak, bir insanın ya da hâdisenin zâhirine bakarak yanlış bir yargıya varmaktır. Bir hîleye, bir yalana inanarak, yanılmaktır. Aldanan kişi, havanın birden ısınmasına kanarak erkenden açan ve sonra donarak ölen çiçeğe benzer, hâli pek acıklıdır. Hakikat şu ki hiçbir şey, göründüğünden ibâret değildir. 

Pek çok yerde, meselâ…

İbâdette aldanır insan. Kıldığı namazların çokluğuna, oruç tutarkenki pekliğine, sadaka verirkenki cömertliğine aldanır. Zanneder ki tüm bunlar kendi mârifeti. Bu hayırları, Allah’ın lûtfu olarak görmesi gerekirken nefsinden bilir, burnu havalarda gezinir. Hiç tevâzû ve mahviyetle secdeye kapanan bir kul ile ibâdetleri sebebiyle gurura kapılan bir gâfil, bir midir?  

Ticârette aldanır insan. Yaptığı kârları, parlak zekâsına bağlamak, elindeki zenginlik için “hepsini ben kazandım!” demek sûretiyle aldanır. Çok çalışmalarına rağmen fazla kazanamayan diğerlerine, “işi bilmiyorsunuz, beceriksizsiniz” diyen bakışlar savururken, zenginliği kendinden, fakirliği de akılsızlıktan bilerek, esaslı bir hamâkatin içine düşer. Üstelik zamanla, farz olan zekatı vermeye erinir. Daha fazla kazanma hırsıyla, bin bir türlü oyun çevirir. Aldattıkça aldanır. Hiç verdiği nimetler için Rabbine şükreden ve o nimetleri Allah rızâsı yolunda kullanmaya azmeden ile malı mülkü sebebiyle kibirlenen, bir midir?  

Ziyâfette aldanır insan. Sofraları birer gösteriş alanına çevirerek, yazık eder. Sonra “o yedi çeşit ikram hazırlamıştı, şimdi ben altı çeşit hazırlarsam, ne derler” telâşına düşer. İmkânlarını zorlayarak, sıkıntıya girerek hazırladığı ikramlardan ne kendisine ne de yiyenlere hayır gelir. Zaten işte bu sebeple misâfirlik müessesesi zaafa uğramıştır. Allah rızası için “yesinler” diye değil de orada burada “desinler” diye pişirilen yemek, çoğu zaman hastalık yapar. Hiç, tebessüm ve rızâ ile sofraya konmuş bulgur pilavı ile riyâkarca yoğrulmuş köfte, bir midir? 

İcâzette aldanır insan. Yanlış kişilere onay verir. Belki de olacakla öleceğe çâre bulunmadığından, basîreti bağlanır da hiç hak etmemiş birilerine güvenir. Târih, vezîri tarafından yanıltılmış padişahları, dalkavuklar yüzünden sapıklığı artmış Firavunları ibret alabilelim diye gözlerimizin içine sokadursun, yine de ferâseti körelip, olmayacak kişilere “evet” der insan. Halbuki gözleri iyice açmak, dikkatle bakmak gerekir. Hiç, samimiyeti her hâlinden okunan iyi niyetli, saf biri ile bakışlarından fitne fücur akan “birkaç yüzlü” kimse, bir midir?  

Nezâkette aldanır insan. Zirâ zerâfetle sunulan hediyeler karşısında zayıftır. Nezâketle söylenen söz, bâtıl da olsa, kulağa hoş geliverir. Kimileri, çıkarlarına kavuşabilmek için kullanır nezâket silahını. İşte tam da burada, nefsini sarhoş eden o yapay nezâketle, nefsine ağır gelen hakîkat arasında kalır insan. Hiç, âbâd etmek için hakîkati haykıran açık sözlü kimse ile aldatmak için kibarlık eden sahte tavırlı kişi, bir midir?  

İtaatte aldanır insan. Kime karşı taatte bulunacağı, kimin peşine düşeceği, kimi önder bileceği hususunda yanılıverir. Nicelerinin, “ben doğruyum” diyerek boy gösterdiği şu zamanda, itaatte aldananların sayısı temelli artmış gibidir. İlmiyle amelden uzak sözde âlimlerin sayısı çoğalmış, fitne kuyusu, içinde debelenenlerle dolmuştur. Hiç Allah ve Rasûlüne, doğruyu eğip bükmeden ve mukâbilinde bir ücret beklemeden çağıran bir hak dostu ile tebliğ yaparken dahi dünyevî hırslarını besleyen bir münâfık, bir midir?  

Kıyâfette aldanır insan. Hem giyerken hem de birilerini, giydiği kıyâfete göre yargılarken, çoğu zaman yanılır. Heybetin, asâletin ve saygınlığın gömlekte olduğunu zannedenler, aldanmıştır. Zirâ Allah bütün bu yücelikleri, kendisine kullukta saklamıştır. Takvâlı insan, yamalı çorap da giyse saygındır. Derdi dünya olan kimse ise ipekten aba da giyse, zavallıdır. Hiç Allah’ın nimeti üstünde görünmek için giyinen ihlâslı biriyle, övünüp çalım satmak için giyinen kimse, bir midir?  

İcâbette aldanır insan. Kendisi için zarar olacak bir dâvete icâbet ederek, yanılır. Allah asra yemin etmiş, hakkı ve sabrı tavsiye edenler dışında herkesin hüsranda olduğunu bildirmişken (1), hakka değil de bâtıla koşan kimselerin aldanmasına şaşmamak lâzımdır. “Gel iki çift dedikodu edelim” diyen komşudan hayır gelmez. “Bir defâdan bir şey olmaz” diyerek şeytanca bir edâ ile çirkin işler için çağıran arkadaştan da… Allah’ın yasakladığı hiçbir fiil, icâbete lâyık değildir. Hiç hayra ve hakka çağıran güzel gönüllü dost ile şerre ve bâtıla dâvet eden sinsi düşman, bir midir?  

Azamette aldanır insan. Çünkü nefsin, kendini büyük görmek gibi tehlikeli bir meyli vardır. Hem hatadan hataya sürüklenir, hem de hâline bakmadan kibirlenir. Oysa azamet ancak Allah’a yaraşır. Azîm olan, eşi ve benzeri bulunmayan, Allah’tır. O halde, heybete ermenin sırrı da elbet, O’na duyulan kuvvetli îmanda, taat ve kulluktadır. Hiç nefsini bilmek sûretiyle Rabbini de bilmiş olan bir ârifle, haddini sürekli aşıp duran bir ukalâ, bir midir?  

Mâsumiyette aldanır insan. Mâsum diye suçsuz günahsız kimseye derler. Hele dönüp bir bakın Allah aşkına, şu dünyada küçük çocuklardan başka, kaç mâsum kalmıştır? Herkes dönüp birini suçlar. Halbuki başımıza gelenler, kendi ellerimizle yaptıklarımız yüzündendir. (2) Meselâ bir adam, çocuğu hayırsız çıkıverince, hemen ya kadere ya hanımına yüklenir. Demez ki “ettiğimi buluyorum, vaktiyle arkadaşımı, çocuğunu eğitemiyor, diyerek kınamıştım”. Zayıf not alan talebenin hocasını suçlaması gibi anlamsızdır bu ve benzeri tavırlar. Hâsılı, bir şer geldiği vakit insan, kendisi dışında suçlular arar. Hiç vicdânının sesini dinleyerek yaptığı yanlışları düzeltmeye çalışanla, nefsini her fırsatta aklayıp, mâsumum, diyerek kendini aldatan, bir midir?  

Bir de sevgide aldanır insan. Sevdiğini ve sevildiğini zannederken yanılır. Sevmek, sevdiğini en önce kendi zararından, sonra da gücü yettiğince herkesin zararından korumaya azmetmektir. Allah için sevenler, Allah’ın hudutlarını aşmazlar. Seviyorum diyerek, muhatabını harama ve hüsrâna sürükleyenler, aldanmışlardır. Hiç nikâha lâyık görerek canına katanla, günaha lâyık görerek kullanıp atan, bir midir? 

&

Hâsılı şeytan, hizmetçileriyle birlik edip, aldatır. Hiç şüphe yok ki esas aldananlar, aldatmayı hüner sayanlardır. Oysa Allah azze ve celle buyurur:  

-Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne de evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan sizi, Allah’ın affına güvendirerek kandırmasın (3). 

Biz de diyelim ki:

-Ey Rabbimiz! Herkes kanar; fakat Sen aldanmazsın. Sen affın, hesâbın ve iki cihânın sâhibi olansın. Aldattım zannedenler, heyhât, aldanmaktadır. Kazandım zannı ile kaybedip durmaktadır. Bizi, aldatan ve aldananlardan değil, gerçek kazananlardan et. Âmin.  

…………………..
(1) Asr Suresi
(2) Şûrâ, 30
(3) Lokman, 33

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square