Âşıkça - 6


Var mı âşığın mâşuktan şâkî olacağı yer? 
Var ise yıkılsın kalsın, öylesi hayırsız yer! 
Şikâyetten şikâyetçi, ol da kes sesini Nûr! 
Cilvesi bu, kavuştukça, daha da uzak durur! 

Sanırsın ki kalmamış da gayrı hiç eğlencesi, 
Vârını yakmakla şendir, gündüzü ve gecesi! 
Der ki hâl diliyle sanki, dön pervânem, yan da dur! 
Feryâdına yanmışım gel, yangınımda sön de dur! 

Sanki duyarsın, uzaktan, seslenir cân cân diye! 
Can diye verdiğim, der, hey, elbet bana yan diye! 
Huyum bu, bâkîyim, bâkî, aşkım ile yanmalar! 
Benzemez başka sızıya, boştur, geçer, sanmalar! 

Nûrunum, nûrunu görür, kamaşır da gözlerim 
Dellenmiş dalgalar gibi, taşa vurur sözlerim. 
Biçmekten yorgun düştükçe, lâf otudur çattığım! 
Halbuki hasat bu, ürün, tâ ezelden attığım! 

Dilceğizim şükürsüzce dursa da her ne kadar, 
Sana gizli yok, elbette, bilirsin ne, ne kadar.  
Derdim ne lâf, ne de zâhir, gerçi ayândır sana!
Vuslat demlerinde yakan, hasretin derttir bana! 

Ey elinde elsiz, kolsuz, ayaksız bıraktığın! 
Denizin değilse nedir, içine daldırdığın? 
Şimdi çaresiz bir balık gibiyim neylersen et! 
Ki kıyıya vurmanı da bildim, ne büyük devlet! 

Âşıklık bir yüce dâvâ, Sen âşıksın, ben, mâşuk... 
Senlik benlik başa belâ, hem âşık Sen, hem mâşuk... 

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square