Sevmek, Benzemektir

Birdenbire dolunca, midesi rahatsız oldu. Zaten, ne zaman içi yansa, suyu nefes bile almadan içer, zavallı mideciğini hep böyle şişirirdi.  

-Çocuğum, oturarak ve nefeslenerek iç, dedi annesi. O zaman sıkıntı kalmaz. Sünnete uygun su içersen, organların da rahatsız olmaz.  

Bizimki alaylı bir sesle: 

-Aman anneee, dedi, ne sünnetinden bahsediyorsun? Bir daha kesilecek değilim ya! Sen neler söylüyorsun?!

Şu ukalalığı olmasa, aslında iyi çocuktu; ama… Çok bilmişlik başa bela…

 

Bir başka gün, makarnaları löp löp yuttu. Aradan beş dakika geçmemişti ki, karnında ağrı başladı. Karnı,  kaşlarını çatmış homurdanan çok öfkeli bir adam gibi belirdi hayalinde. O hayali seyrederken, ağrıdan yüzü kızardı. Oturduğu yerde, kıvrandı da kıvrandı.  

-Çocuğum, lokmalarını çok çiğnedikten sonra yut ve az ye, dedi annesi. O zaman sıkıntı kalmaz. Sünnete uygun yersen, ağrılar seni böyle kıvrandırmaz.  

Bizimki yiğitliği elden bırakmadı ya, söz de tutmadı. 

 

Öğretmen o gün derste, yardımlaşma konulu bir proje çalışması yapmalarını istedi. Bütün öğrenciler gayretle ve hevesle çalışırken, bizimkinin uykusu geldi. Gözkapaklarının üstünde bir ton ağırlık varmış gibi hissetti.  Şakası yok, gözleri uykudan açılmıyordu ki proje hazırlasa… Onun bu hâlini görünce:

-Erken yatmak ve erkenden kalkmak sünnettir, dedi öğretmen. O zaman sıkıntı kalmaz. Sünnete uygun dinlenirsek, uyku bizi vakitsiz yakalayamaz. 

Bizimki, gözlerini açamadığı için, kulaklarını da açamadı. Sözler, rüyada esen rüzgar gibi bir kulağından girdi, ötekinden çıktı.

 

Günler böyle geçerken, Kutlu Doğum geldi çattı. Her yanda Sevgili Peygamberimizi anmak ve O’nun güzel sünnetini yaşatmak için programlar hazırlandı. Bu hazırlıklar içinde bir de yarışma organizasyonu vardı ki ismi “Sevgili Peygamberimize Mektup”. 

-Sizden, Allah Rasûlü Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve selem’e mektup yazmanızı istiyorum, dedi öğretmen. Ona olan özleminizi, gönlünüzde O’na karşı beslediğiniz bütün güzel hislerinizi dile getirdiğiniz bir mektup…

 

Sınıftaki tüm çocuklar, büyük bir şevkle mektuplarını hazırlamaya başladılar. Kâh evde, kâh okulda, yazdılar yazdılar… Bizimki, kalemi ne zaman eline alsa, bir engel çıkıyordu. Ya kardeşi gelip defterini çekişliyor, ya bir arkadaşı arayıp “okulu ne zaman asacaklarını” sorarak dikkatini dağıtıyor, ya da canı sıkılıp bütün yazma isteği kaçıyordu.  

-Amaaan, dedi. Bu ne saçma bir ödev böyle! Ben Peygamberimi içimden seviyorum.   

Tam o sırada bütün varlığıyla ürpermesine sebep olan bir ses duydu: 

-İçi sevgi dolanın, dışına sevgi taşar. Mektubu seven yazar. Hasreti çeken yazar. Sevdiğinin haline, hali benzeyen yazar. Sevmek kıymet vermektir. Sözünü dinlemektir. Hem seviyorum dersin, hem bu hal, ne demektir? 

 

Gözlerini açtı ki, gözüne yaşlar dolmuş. Kalbini bir yokladı, hep pişmanlıkla dolmuş. Ben dedi bundan böyle, sünnete uyacağım. Söz ile değil özle, sevenin olacağım. Yerken, içerken, uyurken, kısacası yaşar iken Seni örnek alacağım. Söz verdim yâ Rasûlallah!  

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square