Küçük Öğretmenler

İyi huylu bir çocuktu; fakat derslerle pek arası yoktu. Özellikle matematiği hiç anlayamıyor, bu sebeple de okuldan pek hoşlanmıyordu. Genel olarak yüzü asık gelirdi ya, bugün pek neşeliydi. Sanki dünyanın en mutlu insanı gibiydi:    

 

-Oh çok şükür, dedi. En sonunda bacaklarımı uzatıp yatacağım! Şükür! Artık öğlene kadar uyuyacağım! Şükür! Ne ders kaldı, ne ödev! Dünya varmış! Oh! 

Bunları demekle de kalmadı, kalktı, iki elini iki yana açarak, bir güzel oynamaya başladı. Onu gören annesi, hayretler içinde kalarak: 

-Pes doğrusu, dedi. Bu kadarını da hiç görmedim. Yaz tatili geldi, okullar kapandı diye, bu kadar sevinilir mi?   

-Ah anne, dedi bizimki. Okulun nasıl bir işkence olduğunu bilseydin, niye bu kadar sevindiğimi  anlardın.  

 

…Ve evin içinde, hoplaya zıplaya gezinmeye devam etti. Akşama doğru nihayet yoruldu.  Kanepenin üzerinde uyudu kaldı. 

-Üzerine kar yağacak, dedi bir ses. 

Bu sesi duyunca, gözlerini açtı. Bir de baktı ki karşısında kara gözlü, ay yüzlü, güzeller güzeli biri duruyor. 

-Üzerine kar yağacak. Yatarken üstünü örtmelisin. Al. Bu senin. 

Uzattığı bembeyaz örtü o kadar parlaktı ki, bizimki şaşırdı. Siz kimsiniz, bu örtü neyin nesi, diye soracak oldu; ama tam o sırada, o heybetli kişi tekrar söze başladı: 

-Zaten, çok yatıyorsun. Çok fazla uyuyorsun. Daha çok çalışmalısın, dedi. 

Daha çok çalışmak sözünü duyunca, içinden, daha okul yeni bitti, diye geçirdi bizimki. Tatile yeni çıktık. Ne çalışması!? O böyle düşünürken, tebessüm ederek sözünü sürdürdü, o dişleri inci tanesi gibi olan kişi: 

-Allah rızası için çalışmalısın. Hayırlar yapmalısın. Daha az uyumalı, daha çok yorulmalısın. 

Bizimki yine konuşmaya başladı içinden: Ben daha çocuğum. Büyükler çalışsın, bana ne ki!? 

Tam o sırada, o gül kokulu kişi, sanki çocuğun içinden geçenleri duyuyormuşçasına, yine gülümseyerek cevap verdi:

 

-Ümmetimin çocukları, daha çalışkan olmalı. Akrabalarını ziyaret etmeli. Yarattıklarına bakıp, Allah’ın yüceliğini düşünmeli. Namaz kılmalı. Kur’an - ı Kerim okumalı. İhtiyacı olanlara yardımda bulunmalı. Hayvanlara ve bitkilere iyilik yapmalı. Öğrendiklerini bilmeyenlere öğretmeli. Ümmetimin çocukları küçük öğretmenler olmalı. Vaktini boşa harcamamalı. Hep faydalı işler yapmanın bir yolunu aramalı. Sen de ey ümmetimden olan çocuk! Artık kalk! 

 

Bu son sözün ardından, birden bire gözlerini açtı bizimki. Hem şaşkın, hem sevinçli, hem de biraz mahzun gibiydi. Şaşkın ve sevinçliydi, çünkü gördüğü kişi, Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem idi. Mahzundu, çünkü onunla konuşmak, ona sarılmak varken, öylece kalakalmıştı. Peki ya, neler demişti Allah Rasûlü? Tekrar tekrar düşündü, hatırladı. 

Bu sırada annesi, olanlardan habersiz, yanına yaklaştı. O da ne?! Beyaz örtü!

-Bu parlak örtü de neyin nesi? Demeye kalmadı, bizimki cevap verdi: 

-Bu örtü bana, Sevgili Peygamberimizin hediyesi. Bu yaz, Allah rızasını kazanmak için hep çalışacağım ve bu hediyenin hakkını vermek için çok yorulacağım. Bir işten yorulunca, başka işe geçeceğim. Tembellik etmeyeceğim, benim güzel anneciğim!  

&

Sevinçle sarıldılar, mutluluktan ağladılar. İşte onların Yaz mevsimi  böylece başladı. Sizce nasıl geçecek?

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square