Güvenin de Çoğu Zarar!

 

  • Sana kaç kere söyledim, diye gürledi. Çıkma şuraya! Düşeceksin! Anla artık!

Bizimki şöyle bir baktı. Bu sözü ne zaman duysa, önce böyle bakar, sonra gözbebeklerini yuvasında şöyle bir çevirir ve bu sözün doğru olmadığına karar verirdi. Bu kararın ardından, yeni denemeler yapar, yine bir şeyleri eline yüzüne bulaştırır; ama hiç vazgeçmezdi. Çünkü içinden bir ses ona hep “Başarabilirsin, yapabilirsin, vazgeçmemelisin!” derdi. 

 

Birçok arkadaşı cesâretsizlikten muzdaripken, o içinde hep kocaman bir kahramanın yaşadığına inanır, hayâllerinde nice başarıya imza atardı. Meselâ bir gün yine hayallere dalmış, balkondan düşmek üzere olan komşu çocuğunu uçarak tutmuş, bir başka gün, yanmakta olan bir eve çatıdan girerek bütün aileyi kurtarmış, geçenlerde de boğulmakta olan bir kediyi, dalgıç gibi dalarak su yüzüne çıkarmıştı. Bunların hepsi hayâlinde başardığı işlerdi; ama olsun! Birçok arkadaşı, daha bu kadarını bile yapamamıştı.

 

O bu kadar müthiş güçlere sahipken, etrafındakilerin ona yapamazsın demesini anlayamıyor, “Bir gün mutlaka fark edecekler” diyordu. “Benim bir kahraman olduğumu onlar da fark edecekler!” 

 

Bekledi, bekledi, bekledi… Fakat o beklediği gün hiç gelmedi. Etrafındaki herkes, sanki onun karşısında duruyordu. 

 

Bir gün, bakışlarının gücüyle sehpadaki vazoyu yürütmeyi denerken, takılıp düşürdü, “bunu ne zaman kırdın?!” dediler.      

 

Bir başka gün, bahçenin kuşbakışı nasıl göründüğünü araştıracağım derken, neredeyse düşüp bacağını kıracaktı, evdekiler korkuyla “çocuğum in aşağıya! Yine ne diye o ağacın tepesine kadar çıktın!? diye dakikalarca yalvardılar.  

 

Geçenlerde, helvanın, un ve şeker dışında malzemelerle de yapılabileceğini iddia ederek, denemeler yapmaya kalkıştı, bütün mutfak battı. “İyi de, yapamayacağını bile bile, ne diye bunca malzemeyi israf ettin?!” diye azarladılar. 

 

Bunların hepsi bir yana, “en iyi ben tamir ederim” diyerek, çatıdaki kırık kiremitlerin yanına çıkmaya kalkıştı da bir gün, evdekilerin yüreği hopladı! “Evladım sana, üstüne vazife olmayan işe karışma demiyor muyuz!?” deyip çok fena kızdılar.  

 

Bütün bu sesler kulaklarında çınlıyor, onu hiç kimse anlamıyordu. Bu duygularla dışarı çıktı. Yüksekçe bir duvardan yere atlamaya çalışan bir yavru kediyle karşılaştı. Kedi, küçücük cüssesinde taşıdığı büyük bir cesaretle atlamaya hazırlanmıştı ki, bizimki koşarak yanına gidip, onu tuttu. 

 

“Düşeceksin. Burası senin için çok yüksek. Bacakların kırılabilir, canın yanabilir.” Dedi.

Yavru kedi, engellenmekten hoşlanmadığını, miyavlayarak ve tırnaklarını göstererek belli etti. Tekrar atlamaya niyetlendi. Bizimki sevgi ve korkuyla: 

 

“Sana yapamazsın dedim. Neden ısrar ediyorsun!?” diye itiraz etti. 

 

Fakat ne yaptıysa, yavru kediye engel olamadı. Kedicik atladı ve ne yazık ki sağ ayaklarının üzerine düşerek yaralandı. O vakit, kucağına alarak kediyi eve götürürken çocuk: 

 

“Sanırım anladım, dedi. Annemin bana kızmasının sebebini anladım. Ben de bu yavru kedi gibi, olmayacak işler yapmaya kalkıyorum. Hayalle gerçeği karıştırıp, beni sevenlerin yüreğini ağzına getiriyorum. Onlar, bu kedicik gibi yaralanmamı istemedikleri için, sürekli beni uyarıyorlar. Bense aynı bu kedi gibi, inatla devam ediyorum. Allah’tan, şimdiye kadar başıma bir şey gelmedi. Ama bugün anladım ki, tehlikeli işler yapıyormuşum. Annem, zarar görmemi istemediği için bana engel oluyormuş. Evet evet, güvenin de fazlası zararmış. Bundan sonra düşünüp taşınmalı, büyüklerimin endişesini daha iyi anlamalıyım. Zaten, ben de annemle babamın yavru kedisiyim. Onları korkutmamalıyım.”  

 

O günden sonra, sadece takdir ve teşekkür cümleleri duydu bizimki. Çünkü, kendine güvende haddi aşıp kimseyi endişelendirmedi. 

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square