Güneş ile Çocuk

Güneş, her sabah vakti geldiğinde doğar, ortalığı aydınlatırdı. Işığı pencerelerden içeri sızar ve çocukların yüzlerini okşardı. Onun bu ılık okşayışıyla uyanan çocuklar kendilerini sağlıklı ve mutlu hissederlerdi. Çünkü Güneş’in, aydınlatan, ısıtan ve sağlıklı kılan bir yanı vardır.

 

Güneş, yüzüne değdiği tüm çocukları yakından tanırdı. Çocuklar da onun gelişinden önce mışıl mışıl uyur, dinlenir, o geldikten sonra kalkıp, cıvıl cıvıl gülücüklerle güne başlarlardı. 

 

Güneş o sabah yine bütün güzelliğiyle doğmaya hazırlanmıştı. Dedi ki:

 

- Allah’ım! Bana ne kutlu bir görev verdin! Ne kadar da mutluyum! Ah şu güzel çocuklar! Onları uyandırmayı nasıl da seviyorum. Aslında tüm insanlar, uykudan uyanırken çok sevimli görünüyorlar; ama çocukların yüzündeki güzellik bambaşka! Şimdi vazifemi yapıp hepsini uyandırayım. 

 

…Ve ışıklarını büyük bir titizlikle yeryüzüne doğrulttu. O, bunu her sabah yapardı… Çünkü tüm canlıların ona ihtiyacı olduğunu bilirdi. Büyük bir özenle, tek tek baktı yine çocukların yüzlerine; fakat o da ne!!!? Bu sabah, yerinde değildi birisi! 

 

- Nasıl olur, dedi, nerede bu yavrucak? Yoksa başına bir iş mi geldi…?! 

 

Işıklarıyla evin diğer odalarını dolandı; ama yine de göremedi çocuğu… Telaşlandı. 

 

- Ahh, dedi, yoksa…Yoksa….!?

 

Tam o sırada, çocuk odasına girdi. Yüzü gülüyor, içi sevinle kıpırdıyordu. Gözlerinde uykunun izi bile yoktu. Güneşe döndü ve sevinçle haykırdı!: 

 

- Şaşırdın değil miii?! Bak bu sabah senden önce uyandım! 

 

Güneşin içi rahatlamıştı; fakat şaşkınlığı hâlâ geçmemişti. 

 

- Nasıl olur? Sen daha küçücük bir çocuksun. Yetişkin insanlar bile benim doğmamı beklerken, sen, ne oldu da böyle erkenden kalktın ki, diye sordu. 

 

Çocuk, tatlı gülümsemesiyle, şunları söyledi:

 

- Sevgili Güneş… Ben dün yedi yaşıma girdim. Annem de bana, yedi yaşına giren çocukların namaz kılmaya başlaması gerektiğini, çünkü sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellemin böyle tavsiye ettiğini anlattı. Eğer şimdiden alışırsam, büyüyünce zorlanmaz ve namazlarını hiç aksatmayana bir yetişkin olabilirmişim. Böylece ahlâkım güzelleşirmiş ve cenneti de hak edermişim. Yani anlayacağın, bundan sonra her sabah, senden önce kalkıp, seni karşılayacağım…

 

Güneş, gülümsedi; fakat nedense az sonra yüzüne bir hüzün yerleşti.   

 

-Ah ah, dedi, birçok kişi senin gibiydi. Çocukken bir hevesle namaza başladılar. Sonra ya doğru düzgün kılmadılar, ya da temelli bıraktılar. Bak, şimdi bir çoğu sabah namazına kalkmıyor. Hatta öğlene kadar yataktan bile kalkmıyor. 

 

Çocuk:

 

- Üzülme, dedi. Ben söz verdim. Ömrüm boyunca namaz kılacağım. Şimdi söyle bakalım: Seni yarın sabah, mavi pijamalarımla mı, yoksa yeşillerle mi karşılayayım?

 

Güneş, çocuğun bu sözü üzerine neşeyle güldü. Çocuk da Güneş’in gülümsemesine güldü. 

 

Yıllarca her sabah, işte böyle, karşılıklı gülüştüler… Küçük ömrü, kocaman bir huzur ile bölüştüler… 

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square