Beni Kimse Anlamıyor

-Lütfen kendini biraz da benim yerime koyar mısın!? Dedi ağlamaklı bir sesle.  

Bizimki, yüzünde pişkin bir ifadeyle, tabii, diyerek, kalkıp arkadaşının sırasına oturdu. 

-İşte, kendimi aldım, senin yerine koydum, dedi gülerek. 

Bu onun her zamanki hâli miydi, diye soracak olursanız, eh, sayılır. Genellikle böyle gamsız ve rahat olur, çevresindekilerin dertlerini anlamak yerine, kelime oyunları yaparak eğlenmeyi tercih ederdi. 

Ne vakit birinin bir sıkıntısı olsa, “sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz” der, hayatı ve insanları hep dalgaya alırdı. 

Onun bu vaziyetinden, çiçekler ve hayvanlar da nasiplenir (!), bizimki anlayışlı ve diğergâm olmaktansa, bencil ve düşüncesiz olmayı yeğlerdi.      

Bir gün, dişinde bir ağrıyla uyandı. Sol azılarından biri şiddetle ağrıyor, bütün neşesini kaçırıyordu. 

Arkadaşları onun bu halini görünce şaşırmadan edemediler. Bizimkinin, rahatsız edici derecede şen şakrak ve hep, çok matrak olmasına alışmışlardı. Onu daha önce böyle düşünceli ve gamlı gören olmamıştı. 

Bugün çok farklıydı. Dişindeki ağrı sebebiyle, yanakları yanıyor, sancısı kulaklarından çıkıyor, başı ağırlaşıyordu. Korkmasa da dişçiye gitseydi, belki bir çaresi bulunurdu; ama o aynı zamanda dişçi koltuğuna oturmaktan son derece korkan biriydi. 

Kimse kimsenin ağrısını dışarıdan tam olarak bilemez. Arkadaşları da onun durumunu bilemedikleri için, gülüp oynuyorlardı. Neşeleri yerindeydi. Hani, kendi canı yanarken, yanındakilerin gülüp eğlenmesine içerler ya insan. Hani, derdi bölüşülsün ister ya… Bizimki de böyle istedi; fakat arzu ettiği gibi olmadı. Bu duruma biraz dayandı; ama neticede sesini yükselterek, talebini dile getirdi! 

-Beni kimse anlamıyooorr! Lütfen kendinizi biraz benim yerime koyar mısınız?!!!

Onun bu sözünü duyan arkadaşları, anlaşmış gibi yanına gelip aynı cümleyi kurdular. Bu yetmezmiş gibi, onu yerinden kaldırıp, arka tarafa yolladılar. : 

-İşte, kendimizi aldık, senin yerine koyduk!! Kalk kalk! Sen git şu arka sıraya otur!  

Bunu söylerken, bir de güzel gülüverince hepsi birden, bizimki anladı daha önce yaptığı yanlışı; lakin, dişinin ağrısından, bir şey diyemedi. 

Anladı ki yüzüne bakınca birinin, anlamaya çalışmalıymış insan… Bir derdi var mı? Sevincim onu üzer mi? Yoksa bir sevinci var da, benim kederli olmam, onun sevincini yaşamasına mânî olur mu, diye… Anladı ki insan, sadece kendini değil, karşısındakileri de düşünmeliymiş. 

Sahi, hiç sizin de, birileri tarafından anlaşılmak isteyip de anlaşılmadığınız zamanlar oldu mu? Böyle zamanlarda neler hissettiniz? Ya muhatabınızı anlayışla karşılamadığınız ve sonradan bunu fark edip de pişman olduğunuz durumlar…? 

İnsanız elbet. Yapmış olabiliriz hikâyedekine benzer hatalar… Önemli olan, hatalarımızı anlayıp, mertçe özür dilediğimiz ve tekrarlamamaya azmettiğimiz anlar. Allah hepimizi, “beni kimse anlamıyooorrr!” diye ağlamaktan korusun. Zira asıl olan, bizim kaç kişiyi anlayabildiğimiz arkadaşlar! 

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square