Bacağı Sakat, Huyu Düzgün

-Oh be, dedi, dünya varmış kardeşim! Neydi o eziyet öyle! Kurtuldum şükür! 

Bunları söylerken, yüzünde sevinç ışıldıyordu. Çünkü bu çocuk, tertipli ve düzenli olmayı hiç sevmiyordu ve annesi bir süreliğine memlekete gittiği için, her istediğini yapabileceğini düşünüp çok mutlu oldu.   

O sevindi; ama aynı anda bütün evi keder sardı. Koltuklar, seccâdeler, tabaklar, bardaklar, defterler, kalemler… Her bir eşya düşünceye daldı. Neden mi? Neden olacak! Bu haylaz, ortalığı ne zaman boş bulsa, dağınık ve özensiz davranışlarıyla, eşyaları canından bezdirir de, işte ondan. Bu sefer de çok geçmedi, iniltiler başladı:

 

Koltuk: 

-Annesi dönene kadar artık, bize Allah acısın, dedi. Şimdi yine üstümde tepinmeye başlar. Bunun oturuşu, kalkışı bir tuhaf, şimdi yine zavallı yaylarım can havliyle gıcırdar. Eyvahlar olsun! Bu sefer döşememe çay, kahve dökmese bâri! 

 

Seccâde:

-Hiç anlamıyorum, diye sızlandı. Bu çocuk namaz da kılıyor; ama neden beni her seferinde, bir paçavra gibi çekmecenin dibine tıkıyor? Olmaz ki! Bu kadar da hor davranılmaz ki! Bu gidişle bunun namazları da kabul edilmez, paçavra gibi yüzüne çarpılırsa, şaşırmam yani!  

 

Tabak: 

-Beni de yemekten sonra aldı, yıkamadan, buzdolabının sebzeliğine bıraktı! Hiç olacak iş mi? Bu kadar sene bu evde hizmet ettim, bu çocuk gibi saygısızını görmedim! Ben ki Kütahya’nın nâdîde seramiklerindenim! Yok yok! Hazmedemiyorum bana yapılanları! Düzen yok! Tertip yok! Dayanılır gibi değil efendim!  

 

Bardak: 

-Sen hâline şükret tabak, diye atıldı. Bu sabah çocuğun karnı acıktı. Tepsiyi çeşit çeşit kahvaltılıkla doldurup, bir defada sofra kurmaya kalkıştı. Hem keyfine düşkün, hem de üşengeç olandan Allah korusun! Hiç o kadar yük bir anda taşınır mı?! Taşınırsa ne olur? Gürültüyü duymuşsundur. Tepsiden öyle bir düşüş düştüm ki, sandım, kafam kırıldı!   

 

Defter: 

-Âh ah, hiç hatırlatma, dedi. Bilmem mi! Sen düşünce, içindeki su döküldü de, olduğu gibi yapraklarımı ıslattı. Çocuk beni kurutmaya çalışırken, birkaç sayfamı yırttı! Yok yok! Ben bu çocuktan hiç râzı değilim! Eziyet ediyor bana, bildiğin gibi yap Rabbim!  

 

Kalem: 

-Eyvah, dedi. Demek hiç değişmemiş. Öyleyse bu beni de geçen seferki gibi bir köşeye atacak! Artık ondan sonra bulunana kadar, zindan hayatı yaşayacağım! Tozun pisin içinde, nefesi zor alacağım! Biraz tertipli olsa, kalemlikte safâmı sürer, işime gelir giderdim; ama bunda tertip ne gezer!? Eyvah eyvah! Yine kaybolacağım! O da sinirlenecek, nereye gitti bu kalem, diyecek! 

 

Şimdi, konuşturmaya kalksak, evdeki tüm diğer eşyalar, dertlenmek için sıraya girer de, bu yazı uzar gider. Siz meseleyi zaten kavradınız. Evdeki durumu anladınız.

 

Şimdi bana söyleyin:

Dağınıklığın nesi güzel, tertipli olmanın nesi eziyettir? Bu dağınıklıktan ötürü mağdur olan bunca eşyanın hakkı, nasıl ödenir? Hadi anne habersiz, bu çocuk, yaptıklarını Allah’ın gördüğünü de bilmez midir? Tertip düzen, hem kendine hem çevreye rahmettir. Dağınıklık, hiç şüphe yok, koskoca bir zahmettir.   

Ben tam bunları düşünürken, bir bilseniz ne oldu?!

 

Çocuk, gece yatmadan önce yediği ve yere attığı muz kabuğuna basıp kaydı da, olanlar oldu! Şimdi bacağı alçıda; ama huyu düzeldi. Kendi dağınıklığının kurbânı oluverince, şükür, aklı başına geldi!  

 

 

  

 

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square