Açlık Nasıl Unutulur?

 

-Buna “Çin işkencesi” derler! Diye inledi. Bari köfteleri kaldırın! Patateslerin üstünü örtün. Ya şu tatlı!? Ah şu tatlı! Nasıl da bakıyor bana öyle! Kıyamam ki. Durun durun! Durun vazgeçtim götürmeyin! O da ayrı işkence olur! Bâri seyredip teselli bulayım. Hepsi de burada kalsın, bırakın, dokunmayın!  

 

Bunları söyledikten sonra, sanki günlerdir açmış gibi karnını tutarak:

-Ah zavallı karnım! Nasıl da içine çöktü, dedi. Nasıl da gurulduyor. Hâl diliyle inim inim inliyor! Ah canım karnım! Ben sana neler neler yedirirdim; ama şu hâin müezzin, ezanı bir türlü okumuyor! Saati mi bozuktur nedir, okumak bilmedi akşam ezanını! Yahu insan kendi karnından pay biçer de insaf eder. Yok yok! Bu müezzinde insaf yok! Belli ki onun karnı şiş. Daha önce fazladan yemiş. Oysa ben öyle miyim? Ah şimdiki aklım sahurda olaydı, hiç böyle eder miydim?!

 

Onun, her iftar öncesi tekrarlayıp durduğu bu tip cümlelere, ev halkı alışmıştı. Bir yandan sofrayı hazırlıyor, bir yandan da tebessümle, onu dinliyorlardı.

 

-Gülün gülün, diye çıkıştı bizimki. Siz zaten hep gülün. Ben burada gariban, iki büklüm, siz orada şen şakrak öyle gülün! Sahurda doğru düzgün yiyemiyorum. Ne yapayım, uykum ağır! Sesleniyorum, duymuyor, sanki sağır!  E tabi benimki de can, bağır bağır, yorgun düşüyor. Canım yorgun düşünce, çatal kaşık da elimden düşüyor. Çorbam soğuyor, ekmeğim bayatlıyor, sahur vakti geçiyor. Ah ya sonra!? Bütün gün, dön sağa, dön sola, uykunun yüzünden yiyemediğin yemekleri ara ! Sanki bulsan ne olacak? İşte, böyle sen onlara bakacaksın, onlar sana bakacak! 

 

- Evinde bakacak yemeği olmayanları hatırla, dedi annesi. 

Kimseyi düşünecek hâli yoktu ki bizimkinin. Astı suratını: 

-Bana ne onlardan! Sırtıma yapışmış karnımla, ancak kendimi düşünebiliyorum ben, diye çıkıştı. 

-İşte, zaten oruç ibadeti de, sadece kendini düşünen, bencil biri olmaktan kurtulalım diye var, dedi annesi. Kim ki sabreder, Allah rızası için önünde duran yemeklere uzanmaz, iftarı bekler, işte ancak o kişi, neredeyse her gün aç gezen insanların hâlini anlayabilir.   

Bizimkinin gözleri birden bire açıldı: 

-Eveet, dedi, ben şimdi o çocuk gibi oldum. Geçen gün bir çocuk, dönercinin önünde durdu. Dönüp duran koca eti seyretti, belli ki çok canı çekti. İçeride yemekte olanlara baktı, baktı. Ben de karşı kaldırımdan ona baktım. Ama sadece baktım  Demek, açken bakıp durmak bu kadar zor. Hele bir de bunu her gün yaşamak, kim bilir ne kadar zor!

 

-Senin iftarın var, dedi anne… O çocuk kim bilir ne zaman doyurabildi karnını. Hatta belki hâlâ…

-Evet, belki de hâlâ açtır, diye mırıldandı bizimki. 

“İşte bunu düşünebildiği andan itibaren, bizimki açlığını unuttu”. O çocuğu en kısa zamanda bulacağım, diye söz verdi kendine. Ona ikram edeceğim. 

Tam bu sözü vermişti ki, müezzinin sesi duyuldu.  Allâhuekber Allâhuekber, diyerek, tüm Müslümanlara iftarı haber veriyordu!  

 

 

 

 

Please reload

  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square